Müslümanlar bir ay boyunca sahura kalktılar, seherde Hak-k’ın divanına el açıp yalvardılar, yakardılar, tövbe-istiğfar, dua ettiler. Gündüz vaktinde de Allah rızası için her türlü meşakkate katlanarak aç-susuz kaldılar, sabır ve tahammül gösterdiler. Hem midelerine hem de dil ve gönüllerine hâkim olarak oruçlarını tamamladılar, kulluk imtihanından başarı ile geçtiler, akşam ezanıyla dualarla iftar ettiler, ruhî ve manevî hazzm doruğuna tırmandılar, sofralarında yoksulları, yetimleri, kimsesizleri doyurdular, ailece çoluk çocuk iftarın sevincini paylaştılar. Teravihe gittiler, o coşkun cemaatin içinde rükûa eğilip secdeye kapandılar, kalplerindeki kinleri, hırsları, düşmanlıkları birer birer attılar ve müte- vazi, olgun, samimi birer kul oldular.
Bir ay boyunca her gelen günü öncekine göre daha da şuurla değerlendirdiler. Gün geldi kendilerini nefis muhasebesine tabi tuttular, iç dünyalarında kendileriyle hesaplaştılar, sonunda mağrur başlar secdeye kapandı, Hakk’a kul olmanın zevkine erdi. Günah vadilerinde bilinçsizce koşanlar o şerli yollardan çoktan döndüler, sevaplara, hayırlara ve iyilik yollarına yöneldiler.
Müminler bir ay boyunca sadece aç kalmadılar, sadece midelerine oruç tutturmakla yetinmediler. Ellerini, ayaklarını, dillerini, gözlerini, kulaklarını dinimizce haram olan ve yasak olan her söz ve davranıştan sakındırdılar. Bu ayda midelerle beraber bütün diğer organlarımız da oruç tuttu. Ayaklar kötülüğe yürümedi, eller zulme aracı olmadı, gözler şerri görmedi, kulaklar ahlaka uymayan sözleri dinlemedi, diller dedikodu ve gıybetten sakındı.
İşte bu ciddi çabanın ürünlerini müminler bu bayram günü devşirecekler. Bugün İlahî bağışa erecekler, bugün yüzler gülecek, gönüller sevinçle dolacak, evler şenlecek.