Doğru
Doğru
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Asur Fırtınası

  1. #1

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Asur Fırtınası

    Doğru
    Hazreti Süleyman'ın muhteşem saltanatı ve peygamberliği döneminde, yeryüzünde hemen hemen imân etmemiş hiç bir kavim kalmamıştı. Çok az insan, belki de gözden ırak yerlerde ve gizli bir küfr içinde kalmış olabilirler...
    Ancak, Süleyman aleyhisselâmın vefâtından sonra iş değişti... Yâkub aleyhisselâmın oniki oğlundan gelen oniki sülâle, hazreti Süleyman aleyhisselâmın vefâtından sonra ikiye bölündüler. On sülâle bir taraf, iki sülâle ise bir başka taraf oldular...

    Hazreti Süleyman'ın yerine hükümdâr olan oğlunu on sülâle tanımadı. Bu hükümdâr, Yehuda soyundan geliyordu. Ve iki sülâle bu hükümdâra biâd ettiler. Diğer on sülâle ise, Efrâim soyundan gelen birini kendilerine Melik olarak seçtiler...

    Böylelikle, Süleyman aleyhisselâmın vefâtın- dan sonra, o muhteşem saltanat bitti, koca devlet ikiye bölündü... Hazreti Süleyman zamanında, insanlarla birlikte hareket eden ve Süleyman aleyhisselâmın emrinde insanlara hizmet eden cinler, şeytanlar ve kuşlar da artık serbest kalmışlardı. Özellikle şeytanlar ve cinler; kölelikten kurtulduktan sonra, hizmet bir yana; insanlar için en büyük fitneyi çıkarmaya başlamışlardı...

    İnsanlar arasına insan suretinde giren cin ve şeytanlar; Süleyman aleyhisselâmın yaptıklarının bir sihir olduğu düşüncesini yayarak. O nun sihirbazların elinden alarak gömdürdüğü kitapları bulup çıkardılar. Ve "İşte Süleyman'ın gücü bu kitapların etkisiyle oluyordu" diyerek insanları aldattılar...

    Yüce Rabbimiz, hazreti Süleyman'ın vefâtın- dan sonra serbest kalan cin ve şeytanların İsrai- loğulları'nı nasıl etkilediği ve İsrailoğullarının, Allahın kitabı olan Tevrat’ı bırakıp, hazreti Süleyman'ın saltanatı ve peygamberliği aleyhine uydurulan bu yalanlara kanarak küfre gittiklerini Bakara sûresi 102. âyet-i kerimesinde meâlen şu buyruğuyla açıklamıştır:
    "O Süleyman, (sihir yapmak suretiyle) aslâ kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir idiler ki, insanlara sihiri öğretiyorlardı."
    Yehuda soyundan gelen iki sülâlenin Kurduğu devlete Yehuda Devleti, diğer on sülâlenin devletine ise İsrail denildi...
    İsrail Devleti ni idâre eden meliklere "Mülûk-ü esbât" denir. Başşehirleri önce Nablus idi. Sonra Samiriye (Sebastiye) şehrini Kurarak, burayı Kendileri için başkent olarak seçtiler...
    Yehuda devletinin başşehri ise Kudüs'tü. Onları idâre eden meliklerin de, bu devlet yaşadıkça hep hazreti Süleyman'ın neslinden geldiği bilinmektedir...

  2. #2

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Beyt-ül Makdis (Mescid-i Âksa) ve hazreti Musa'dan intikal eden Tevrat-ı Şerif ile diğer mukaddes emânetler Yehuda devletinde ve Kudüs'te kaldığı için; tarih boyunca Yehuda devleti insanlar arasında daha meşru ve muteber bir devlet olarak bilinmiştir.
    İsrail devleti ile onları idâre eden meliklere ise, her zaman âsi ve gayrimeşru gözüyle bakılmıştır...

  3. #3

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Bir süre, ayrı bir devlet olmalarına rağmen, belirli zamanlarda Kudüs'ü ve oradaki mukaddes emânetleri ziyâret eden İsrailoğullarınm ikinci devleti olan İsrail devleti insanları; bir süre sonra tamamen dinden ayrıldılar. Artık Tevrat hükümlerinden uzaklaşmış, putperestlik gibi değişik ibâdetlere yönelmişlerdi...

    İsrail kadar olmasa da, Yehuda devleti de dinden uzaklaşmıştı. Ticarette ve her türlü işlerde hile başlamıştı. Onlar da putlara itibâr eder olmuşlardı...
    Önce ikiye ayrılan İsrailoğulları, sonra kurdukları devletler içinde de tefrikalara bölündüler. Ticaret kaygısı, din duygusunu ve kardeşliği zayıflattıkça zayıflattı...
    O sıralarda dünyayı hâkimiyeti altına alan iki zâlim ve imânsız hükümdârdan biri, Âsur kralı Buhtunnasar idi. Daha önce Bâbil'i alan Buhtun- nasar, bu defa bir fırtına gibi İsrailoğullarına saldırdı...

  4. #4

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Kudüs'ü yakıp yıktı. Mescid-i Aksanın kubbe ve duvar süslemelerinde kullanılan altın ve diğer mücevherleri hoyratça kazıtarak hâzinesine koydu... Mescid-i Âksa'da muhafaza edilen Tevrat ve diğer mukaddes emânetler götürüldü. Tevrat-ı Şerife ait asıl levhâların imhâ edildiği belirtilmektedir. Kırk cüz olan Tevrat'ın birçok cüzleri unutuldu. Asırlar sonra bunlar, akılda kaldığı şekilde yeniden yazılarak bir araya getirilmeye çalışıldı. Milâttan dörtyüz yıl önce yaşamış olan Âz- ra’nın, bu muhtelif derlemeleri bir araya toplayarak, "Ahd-i Âtik"deki Tevrat'ı yeni baştan yazdığı belirtilmektedir. Bu şekilde yazılan bir kitabın da, artık "İlâhî Kitap" olamayacağı açık bir gerçektir...
    Buhtunnasar, kılıçtan geçirmediklerini de, Bâ- bil'e götürerek köle hâlinde çalıştırdı. Buhtunnasar, İsrailoğullarından Seltail'in kızı Milnan ile evlendi.

  5. #5

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Bir rivâyete göre Milnan'ın ricası üzerine, esir İsrailoğulları, Milnan'ın erkek kardeşi Zerdâbil'in komutasında tekrar topraklarına iâde edilmiştir.
    Bir başka rivâyete ve bazı tarihçilere göre de, İran (Pers) hükümdârı Şireveyh, Bâbil i zaptettikten sonra İsrailoğullarının topraklarına dönmesine izin vermiştir...

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •