OSHO

Yeni olan, senin içinde doğmaz. O, öteden gelir. O senin bir parçan değildir. Bütün geçmişin risk altındadır. Yeni olan, sana bağlı değildir; o yüzden korkarsın. Sen tek bir şekilde yaşadın, tek bir şekilde düşündün, inançların üzerine rahat bir hayat kurdun; sonra yeni bir şey kapını çaldı. Şimdi bütün geçmiş alışkanlıkların huzursuz olacak. Eğer yeninin girmesine izin verirsen, bir daha asla aynı olmayacaksın.

Yeni olan seni dönüştürecek. Bu risklidir. İnsan yeniyle hangi yola girdiğini bilemez. Eski olan bildiktir; tanıdıktır. Uzun zamandır onunla yaşıyorsun; ona alıştın. Yeni olan yabancıdır. Dost olabilir, düşman olabilir. Bunu kimse bilemez. Bunu bilmenin bir olanağı yok. Bilmenin tek yolu, ona izin vermektir. Tedirginlik ve korku o yüzden yaşanır.

Ama onu dışlayamazsın; çünkü eski olan sana henüz aradığını vermemiştir; eski sana birçok söz vermiş, ama sözlerini yerine getirmemiştir. Eski tanıdıktır; ama mutsuzdur. Yeni, belki rahat bozacaktır; ama bir ihtimali barındırır. Sana mutluluğu getirebilir. O yüzden onu ne reddedebilirsin ne de kabul edebilirsin. O yüzden yalpalar, titrersin. Varlığında büyük bir endişe doğar. Bu doğaldır; yanlış bir şey yoktur. Bu her zaman böyle olmuştur ve her zaman böyle olacaktır.

Yeninin görünümünü anlamaya çalış. Dünyadaki herkes yeni olmak ister; çünkü hiç kimse eskiden tatmin olmamıştır. Kimse eskiyle tatmin olamaz; çünkü ne olursa olsun, onu bili- yorsun. Bir kere bilindikten sonra, tekrara girer. Bir kere bilindikten sonra, sıkıcı, monoton olur. Ondan kurtulmak istersin. Keşfetmek, macera yaşamak istersin. Yeni olmak istersin. Ama buna rağmen, yeni gelip kapıyı çaldığında, geriye kaçar, eskide saklanırsın. İkilem budur. Nasıl yeni olacağız?

Herkes yeni olmak istiyor. Bunun için cesarete ihtiyaç vardır. Ve sıradan cesarete değil; olağanüstü cesarete ihtiyaç vardır. Dünya korkaklarla doludur. O yüzden insanlar gelişemiyor. Eğer bir korkaksan nasıl gelişirsin? Her yeni fırsatta, gözlerini kapa- tıyor, geri çekiliyorsun. Nasıl gelişirsin? Nasıl varolabilirsin? Sadece “mış” gibi yaparsın.

Gelişemediğin için de, yerine başka şeyler ikame etmek zorunda kalırsın. Sen gelişemezsin, ama banka hesabın büyür. Bu bir ikamedir. Bunun için cesarete ihtiyaç yoktur. Korkaklığınla uyum içindedir. Banka hesabın büyür ve sen geliştiğini sanırsın, daha saygın olursun. Adın ve unvanın gelişir, sen de geliştiğini sanırsın; sen sadece kendini kandırıyorsun. Adın, sen değilsin. Unvanın da sen değilsin.

Banka hesabın senin varlığın değil. Ama varlığını düşün- meye başlayınca titrersin. Çünkü eğer o konuda gelişmek istiyorsan, bütün korkaklığını bırakmalısın. Nasıl yeni oluruz? Kendiliğimizden yeni olmayız. Yenilik öteden gelir. Tanrıdan gelir. Yenilik varoluştan gelir. Zihin her zaman eskidir. Zihin asla yeni değildir. O, biriktirilmiş geçmiştir. Yenilik öteden gelir. Tanrının bir hediyesidir. O, öteden gelir ve öteye aittir. Bilinmeyen ve bilinemeyen. Yani öte, içine sızar.

Senin içine sızar, çünkü sen asla soyut- lanmış ve ayrı kalmış değilsin. Sen bir ada değilsin. Sen öteyi unutmuş olabilirsin ama o seni unutmamıştır. Çocuk, anneyi unutmuş olabilir; ama anne çocuğu unutmaz. Parça, “ben ayrıyım” diye düşünmeye başlayabilir ama bütün, senin ayrı olmadığını bilir. Bütün, senin içindedir; o hâlâ seninle temas halindedir. O yüzden sen hoş karşılamasan da, yenilik sürekli karşına çıkar. Her sabah gelir; her akşam gelir. Bin bir ayrı yoldan gelir. Eğer görecek gözlerin varsa; onun sürekli geldiğini göreceksin. Varoluş, sürekli yenilikler yağdırır. Ama sen geçmişini bir duvar yapmışsındır.

Sanki bir mezar içindesin, duyarsız olmuşsun, korkaklığın yüzünden bütün duyarlılığını yitirmişsin. Duyarlı olmak, yeniyi hissetmektir. Yeninin heyecanı ve yenilik tutkusuyla, içindeki maceracı yükselir; ve nereye gittiğini bilmeden, bilinmeyene doğru adım atarsın. Zihin bunu delilik olarak görür. Zihin, geçmişi bırakmanın rasyonel olmadığını düşünür. Ama Tanrı, her zaman yenidir. O yüzden Tanrı için geçmiş zaman ya da gelecek zamanı kullana- mayız.

Tanrı vardı diyemeyiz. Tanrı varolacak diyemeyiz. Sadece şimdiki zamanı kullana- biliriz. Tanrı var! O her zaman taze ve bakir. Ve o, senin içinde. Unutma, hayatına gelen her yenilik, Tanrının bir mesajıdır. Eğer onu kabul edersen dindar- sın; eğer reddedersen dindar değilsin. İnsanın biraz daha gevşeyip, yeniyi kabul etmesi gerekir.

Biraz daha açık olup, yeninin girmesine izin vermesi gerekir. İzin ver; Tanrı içine girsin. Dua ya da meditasyonun bütün anlamı budur. Sen kendini açıyor ve “Evet, gir.” diyorsun. “Bekliyor ve bekliyordum ve geldiğin için sana minnet duyuyorum.” Yeniyi her zaman büyük bir coşkuyla kabul et. Bazen yeni seni sıkıntıya soksa bile, yine de buna değer. Yeni seni bir hendeğe yöneltse bile, yine de buna değer. Çünkü insan ancak hata yaparak öğrenir. Ancak zorlukları aşarak gelişir. Yeni her zaman zorluk getirecektir. Sen o yüzden eskiyi seçiyorsun. O, hiçbir zorluk getirmez. O, bir tesellidir.

O, bir sığınaktır. Ve sadece derinden ve bütün olarak kabullenilmiş yenilik seni dönüştürebilir. Sen yeniyi hayatına sokamazsın; o gelir. Sen onu ya kabul eder, ya reddedersin. Eğer reddedersen, taş olarak, kapalı ve ölü olarak kalırsın. Eğer onu kabul edersen, bir tomurcuğa dönüşürsün; açarsın. Ve o açılış; bir kutlamadır. Sadece yeniye adım atmak seni dönüştürebilir; dönüşmenin başka hiçbir yolu yoktur. Ve unutma, bunun seninle ve çabalarınla bir ilgisi yoktur.

Ancak, hiçbir şey yapmamak, eylemi bırakmak demek değildir. Geçmişten bir arzu, güdü ya da yön almadan hareket etmek demektir. Yeni arayışı sıradan bir arayış olamaz. Çünkü yeniliğin peşindesin; onu nasıl arayabilirsin? Onu bilmiyorsun, onunla hiç karşılaşmadın. Yeniyi aramak, sadece sınırsız bir keşif olacaktır. İnsan bilmiyor. İnsan bilmeme durumuyla başlamak zorundadır. Çocuk gibi masum bir şekilde, olasılıkların heyecanını hissederek hareket edeceksin. Ve olasılıklar sonsuzdur. Yeniyi yaratmak için hiçbir şey yapamazsın.

Çünkü ne yaparsan yap, o eskinin olacaktır. Geçmişe ait olacaktır. Ama bu, eyleme son vermek anlamına gelmez. Geçmişinin güdülerini, arzularını ve yönünü bırakarak hareket etmektir. Geçmişten herhangi bir güdü, arzu ya da yön almadan hareket etmek demek, meditasyon halinde hareket etmek demektir.

Anlık hareket et. Bırak yaşanan an karar verici olsun. Kendi kararını empoze etme; çünkü o karar geçmişten gelecektir ve yeniyi yok edecektir. Bir çocuk gibi, yaşadığın an içinde hareket et. Kendini o anın büyüsüne bırak. O zaman her gün yeni açılımlar, yeni ışıklar, yeni kavrayışlar bulacaksın. Ve o yeni kavrayışlar seni değiştirecek. Bir gün, bir anda, her anının yeni olduğunu göreceksin.

Artık eski sana yapışmaz, bir bulut gibi tepende kalmaz; bir çiy damlası gibi genç ve taze olursun. Yeniden doğuşun gerçek anlamı budur. Eğer bunu anlarsan, psikolojik hafızandan koparak özgür kalırsın. Hafıza ölüdür, hafıza gerçek değildir ve asla olamaz. Çünkü gerçek her zaman canlıdır. Gerçek, hayatın kendisidir. Hafıza, artık olmayan bir şeyde ısrardır; hayalet dünyasında yaşamaktır.

Ama o bizi barındırır; bizim zindanımız olur. Aslında o biziz. Hafıza, düğümü atar ve ben denen ego kompleksini yaratır. Ve doğal olarak sahte olan bu ‘ben olgusu’ sürekli ölümden korkar. O yüzden yenilikten korkarsın. Aslında korkan bu “ben”dir; gerçek sen değil. Varlığın korkusu yoktur, ama ego korkaktır; çünkü ego ölmekten çok korkar. O sunidir, geçersizdir, montajlanmıştır; her an dağılabilir. Ve yeni girdiği zaman, korku ortaya çıkar. Ego dağılmaktan korkar.

Bir şekilde, kendini bir arada, tek parça halinde tutabilmektedir ve şimdi yeni bir şey geliyor. Bu, parçalayıcı olur. O yüzden yeniyi coşkuyla kabul etmiyorsun. Ego kendi ölümünü coşkuyla kabullenemez. Kendi ölümünü nasıl kabullensin? Asıl senin, ego olmadığını anlayıncaya kadar, yeniyi kabul etmen mümkün olamaz. Egonun sadece geçmiş hafızan olduğunu ve başka bir şey olmadığını gördüğün zaman, kendinin hafızadan ibaret olmadığını gördüğün zaman…

Hafıza, biyolojik bir bilgisayar gibidir; o bir makinedir. Kullanışlı bir mekanizmadır; ama sen bunu aşan bir şeysin. Sen hafıza değil, bütünsel bir benliksin. Hafıza, bu benliğin bir içeriği; sen bu benliğin kendisisin. Örneğin, yolda yürürken birini görüyorsun. Yüzü hatırlıyorsun ama ismi aklına gelmiyor. Eğer sen hafıza olsaydın, ismi de hatırlardın. Ama sen, “Yüzü tanıyorum ama ismini hatırla- yamadım,” diyorsun. Sonra hafızanı çalıştırıyorsun.

Hafızanın içine girip, sağına soluna bakıyorsun. Ve birden, bir isim kabarıyor ve sen, “Evet, onun adı bu,” diyorsun. Hafıza, senin kayıtlarındır. Sen o kayıtlara bakan kişisin; kayıtların kendisi değil. Çoğu zaman, eğer bir şeyi hatırlamak konusunda fazla gerilirsen, onu hatırlamak zorlaşıyor. O gerginlik yüzünden, varlığının üstündeki o baskı yüzünden hafıza, içindeki bilgiyi sana gösteremiyor.

Birinin adını hatırlamaya çalışıyorsun, ama gelmiyor. Dilinin ucunda olduğunu söylüyorsun, ama gelmiyor. Bildiğini biliyorsun, ama isim ortaya çıkmıyor. Şimdi bu çok garip. Eğer sen hafızaysan, o zaman seni engelleyen kim; neden hatırlamı- yorsun? Peki, “Biliyorum ama dilimin ucunda, söyleyemiyorum,” diyen kim? Sonra çabalı- yorsun, ne kadar çok çabalarsan o kadar zorlaşıyor.

Sonra, artık çabalamaktan sıkılıyor ve bahçede yürüyüşe çıkıyorsun; ve birden, bir gül ağacına bakarken, hatırlıyorsun. Yüzeye çıkıyor. Sen, hafızan değilsin. Sen benliksin; hafıza ise içerik. Ancak, hafıza egonun bütün yaşam enerjisidir. Hafıza, tabii ki eskidir ve yeniden korkar. Yeni rahatsız edici olabilir, yeni sindi- rilmez olabilir; yeni, sorun getirebilir; kendini ayarlaman ve tekrar ayarlaman gerekebilir, kendini yeni baştan oluşturman gerekebilir, bu da zor görünüyor.

Yeni olmak için insanın kendini ego kimliğinden sıyırması gerekir. Kendini egodan sıyırdıktan sonra, onun ölmesi ya da yaşaması önemli değildir. Sonuçta ister yaşasın, ister ölsün, onun zaten ölü olduğunu biliyorsun. O sadece bir mekanizma; onu kullan, ama onun tarafından kullanılma. Ego, sürekli ölümden korkar; çünkü türetilmiştir.

O yüzden korkar. O, varlıktan doğmamıştır. Varlıktan doğamaz; çünkü varlık hayat demektir. Hayat, ölümden nasıl korkar? Hayat ölümü bilmez; ego derlemelerden suni olarak ortaya çıkar. Bir şekilde, bir araya getirilir; sahtedir ve onu bırakmak, egonun öldüğünü kabul etmek, insanı canlı yapar. Egonun ölümü, varlığın doğumu demektir.

Yeni, Tanrıdan gelen bir kuryedir. Yeni, Tanrıdan gelen bir mesajdır; ilahî bir mesajdır. Yeniyi dinle, yeniyle birlikte hareket et. Korktuğunu biliyorum; korkuya rağmen, yeniyle birlikte hareket et. Hayatın giderek zenginleşecek, ve bir gün, içindeki hapsedilmiş ihtişamı ortaya çıkartacaksın.