OSHO

Neden kendimi açığa çıkarmaktan hâlâ bu kadar korkuyorum?

Kim korkmuyor ki? İnsanın kendini ortaya koyması büyük bir korku yaratır. Bu çok doğal, çünkü kendini ortaya koymak demek, zihninde taşıdığın çöpleri açığa çıkarmak demektir; yüzyıllardır, birçok hayat boyunca biriktirmiş olduğun bütün çöpleri. İnsanın kendini açığa çıkarması demek bütün zayıflıklarını, sınırlarını, hatalarını ortaya koyması demektir.

Bütün bu zihinsel çöpün ve gürültünün arkasında bir tam boşluk boyutu vardır. İnsan Tanrısız boştur, insan Tanrısız sadece bir boşluktur, bir hiçtir. İnsan bu çıplaklığı, bu boşluğu, bu çirkinliği gizlemek ister. Onu güzel çiçeklerle kaplar; kapakları süsler. İnsan en azından bir şeymiş, biriymiş gibi rol yapar. Ve bu durum sana özel bir şey değildir; bu, evrenseldir, herkesin yaşadığı bir şeydir.

Kimse kendini bir kitap gibi açamaz. Korku hakim olur: “İnsanlar hakkımda ne düşünür?” Çocukluğundan itibaren sana maske takman öğretilmiştir; güzel maskeler. Güzel bir yüze sahip olmaya gerek yoktur, güzel bir maske yeterlidir; ayrıca maskeler çok ucuz. Yüzünü dönüştürmek çok meşakkatlidir. Yüzünü boyamak basittir.

Şimdi, birden gerçek yüzünü açığa çıkarmak seni varlığının özüne kadar titretiyor. İçinde bir korku yükseliyor: İnsanlar beğenecek mi? İnsanlar kabullenecek mi? İnsanlar seni hâlâ sevecek, sayacak mı? Kim bilir?… Maskeni sevmişlerdir, karakterine saygı duymuşlardır, kıyafetlerini övmüşlerdir. Şimdi bir korku yükseliyor: “Eğer birden çıplak kalırsam beni hâlâ sevecekler mi, saygı duyup, takdir edecekler mi; yoksa hepsi benden kaçacak mı? Belki sırtlarını çevirirler, yalnız kalabilirim.”

O yüzden insanlar rol yapmaya devam ediyor. Bu korkudan gösteriş çıkıyor, bütün sahtelikler çıkıyor. İnsanın kendisi olabilmesi için korkusuz olması gerekiyor.

Hayatın en temel yasalarından biri şudur: Bir şeyi gizlersen büyümeye devam eder; bir şeyi ortaya koyarsan, eğer yanlışsa kaybolur, güneş altında buharlaşır, ve eğer doğruysa beslenip gelişir. Gizlediğin zaman tam tersi olur. Doğru olan beslenemediği için ölmeye başlar; onun rüzgâra, yağmura, güneşe ihtiyacı vardır. Sunulan doğanın tamamına ihtiyacı vardır. Ancak gerçekle büyüyebilir, gerçekle beslenir. Onu beslemeyi kesersen giderek zayıflamaya başlar. Ve insanlar kendi gerçekliklerini aç bırakırken sürekli sahteliklerini besliyor.

Senin sahte yüzlerin yalanlarla beslenir, o yüzden sürekli daha fazla yalan icat etmeye mecbur kalırsın. Bir yalanı desteklemek için yüz tane daha büyük yalan uydurman gerekir çünkü bir yalan ancak daha büyük yalanlarla desteklenebilir. O yüzden bir maske arkasına saklandığın zaman gerçek ölmeye başlar ve gerçek olmayan beslenip giderek şişmanlar. Eğer kendini açığa çıkartırsan, gerçek olmayan ölür; ölmesi kaçınılmaz çünkü gerçek olmayan yaşayamaz. Ancak gizlilikte, ancak karanlıkta varolabilir. Ancak bilinçaltının tünellerinde kalabilir. Eğer bilinç seviyesine çıkartırsan buharlaşmaya başlar.

Psikanalizin başarısındaki bütün sır budur. Çok basit bir sır ama psikanalizin bütün sırrı budur. Bir psikanalist, bilinçaltında bulunanların, varlığının karanlık alanlarında bulunan şeylerin, bilinç seviyesine çıkmasına yardımcı olur. Onu yüzeye çıkartınca sen görebilirsin, başkaları görebilir ve bir mucize olur: Onu görmen bile ölüm sürecinin başlangıcı olur. Ve eğer onu bir başkasına ifade edebilirsen … psikanalizde yaptığın budur; kendini açıklıkla psikanalistine gösterirsin … tek bir kişiye açılmak bile senin içinde büyük değişimler yaratmak için yeter. Ama bir psikanaliste açılmak bile kısıtlı bir olaydır: Sadece tek bir kişiye açılmış durumdasın, hem de çok özel bir görüşmede, söylediklerini başkasına açıklamama şartıyla. Doktorun, psikanalistin, terapistin mesleğinin bir parçası bu. Ettiği yemine göre kimseye bir şey söyleyemez ve sır olarak saklar. Yani bu çok kısıtlı bir açılmadır ama yine de yardımcı olur. Mesleki bir açılmadır ama yine de yardımcı olur. O yüzden de yıllar sürer; birkaç gün içinde yapılacak bir şey psikanalizde yıllar sürer … dört yıl, beş yıl. O zaman bile psikanaliz tamamlanmış olmaz. Dünyada psikanalizinin tamamlandığı bir hasta yoktur. Süreç asla tamamlanmaz, asla bitmez. Psikanalizlerin psikanalizleri bile tam olarak bitmemiştir … çünkü açılma şartlara bağlı ve son derece sınırlıdır. Psikanalist seni sanki dinlemiyormuş gibi dinler çünkü kimseye söylemeyecektir. Bu bile çok yardımcı olur, üzerinden büyük bir yük alır.

Eğer kendini dinî açıdan açabilirsen … özel bir görüşmede bir profesyonele değil, tüm ilişkilerinde açılabilsen … saniyaslık işte budur. Kişisel psikanalizdir. Her gün, günde yirmi dört saat analizdir. Her durumda herkesle yapılan psikanalizdir: eşinle, dostunla, akrabanla, düşmanınla, yabancıyla, patronla, hizmetçiyle. Yirmi dört saat açılırsın.

Eğer açılmaya devam edersen… En başta çok korkutucu olacaktır ama bir süre sonra güçlenmeye başlayacaksın çünkü bir kere gerçek açığa çıktıktan sonra güçlenir ve gerçek olmayanlar ölür. Gerçek güçlendikçe, temelin kök salmaya başlar, özüne dönebilirsin. Bir birey olmaya başlarsın; kişilik kaybolur ve bireylik ortaya çıkar.

Kişilik yapmacıktır, bireylik ise öze dayanır. Kişilik sadece bir aldatmacadır, bireylik ise senin gerçeğindir. Kişilik dışarıdan empoze edilir; o bürünülmüş bir kişiliktir, bir maskedir. Bireylik ise senin gerçeğindir… Tanrının seni yarattığı şekildir. Kişilik bir toplumsal komplikasyondur, toplumsal bir ciladır. Bireylik ise hamdır, çılgındır, kuvvetlidir ve inanılmaz bir gücü vardır.

En başta korku olacaktır. O yüzden bir ustaya ihtiyaç duyulur, en başta elini tutabilsin diye, en başta sana destek verebilsin diye, en başta seninle birkaç adım atsın diye. Usta bir psikanalist değildir; bir psikanalisttir ve daha da fazlasıdır. Psikanalist bir profesyoneldir, usta bir profesyonel değildir. İnsanlara yardım etmek onun mesleği değil, yeteneğidir. Bu onun sevgisidir, gönlüdür. Bunu gönülden yaptığı için sana ancak ihtiyacın olduğu yere kadar eşlik eder. Artık tek başına gidebileceğini hissettiği zaman onun ellerinden kayıp gittiğini fark edersin. Sen ona yapışmak istiyor olsan da, o buna izin veremez.

Hazır olduğun zaman; cesur, gözüpek olduğun zaman; gerçeğin özgürlüğünü tattığın, kendi gerçeğini açma özgürlüğüne ulaştığın zaman artık kendi başına yol alabilirsin. Kendi yolunu aydınlatabilirsin.

Ama korku çok doğal çünkü çocukluktan itibaren sana sahtecilik öğretilmiştir ve sahte olanla, yapmacık olanla o kadar özdeşleşmişsin ki, onu bırakmak intihar etmek gibi bir şey olur. Korku hissedersin çünkü büyük bir kimlik bunalımı yaşamaya başlarsın.

Elli yıldır, altmış yıldır belirli bir tür insan olmuşsun. Soruyu soran kişi altmışına yaklaşıyor olmalı … altmış yıldır belirli bir tür insan olmuşsun. Şimdi hayatının son döneminde, o kimliği çöpe atıp kendini sıfırdan tanımaya başlamak korkutucudur. Ölüm her geçen gün biraz daha yaklaşıyor … yeni bir derse başlamanın zamanı mı? Tamamlamayı başaracağın ne malum? Kim bilir? Belki eski kimliğini kaybedersin ve yeni kimliğine ulaşmak için gerekli zamanın, gerekli enerjin, gerekli cesaretin yoktur. Peki, bir kimliğin olmadan mı öleceksin? Hayatının son dönemini kimliksiz mi geçireceksin? Bir kimliğe sahip olmadan yaşamak delilik olur; kalp çekinir, kalp geri adım atar. “Birkaç gün daha böyle gitmek iyidir. Eskiyle, tanıdık olanla, güvenli ve uygun olanla yaşamak daha iyidir,” diyebilirsin. Bu konuda çok deneyimlisin. Çok büyük bir yatırım yaptın, o kişiliğe altmış yılını verdin. Bir şekilde bugüne kadar geldin, bir şekilde kim olduğuna dair bir fikir geliştirdin ve şimdi ben sana “o fikri çöpe at çünkü o sen değilsin” diyorum!

Kendini öğrenmek için bir fikre gerek yok. Hatta bütün fikirlerin bırakılması gerekir; ancak o zaman kim olduğunu bilebilirsin.

Korku doğaldır. Onu kınama ve yanlış bir şey olduğunu düşünme. O sadece toplumsal eğitimimizin bir parçasıdır. Onu kabullenip ötesine geçmeliyiz, onu kınamadan ötesine geçmeliyiz.

Yavaş yavaş açıl … üstesinden gelemeyeceğin adımlar atmana gerek yok; adım adım git, zaman tanı. Ama bir süre sonra gerçeğin tadını almayı öğreneceksin ve daha önceki altmış yılı boşa yaşamış olduğunu hissedip şaşıracaksın. Eski kimliğin kaybolacak ve yepyeni bir kavrayışa sahip olacaksın. Yeni bir kişilik olmayacak ama yeni bir görüş, yeni bir bakış, yeni bir perspektif olacak. Artık “ben” dediğin zaman, bu sözcük bir şeyi simgelemeyecek; kullanışlı olduğu için kullanacaksın ama her zaman o sözcüğün bir anlam, bir öz, bir varoluş değeri taşımadığını biliyor olacaksın; bu “ben” sözcüğünün arkasında bir okyanusun gizli olduğunu bileceksin. Sonsuz, engin, ilahi bir okyanus.

Bir daha başka bir kimliğin olmayacak; eski kimliğin gitmiş olacak ve ilk kez olarak kendini Tanrı okyanusunda bir dalga gibi hissedeceksin. Bu bir kimlik değil çünkü sen içinde değilsin. Sen yok oldun, Tanrının içinde eridin.

Eğer sahte olanı riske edebilirsen, gerçek senin olabilir. Ve buna değer çünkü sadece sahte bir şeyi riske edip gerçeğe sahip olacaksın. Hiçbir şey riske etmeden her şeye sahip olacaksın.