OSHO
Keyifli okumalar lahutii

Her zaman egomuz aracılığıyla mı eylemde bulunuyoruz yoksa ondan özgür olduğumuz anlar da var mıdır?

Ego bir kurmaca olduğu için ondan özgür olduğun anlar vardır. O bir kurgu olduğundan sadece sen onu desteklediğin sürece var olabilir. Kurmaca bir şeye çok özen göstermek gerekir. Hakikatin hiçbir çabaya ihtiyacı yoktur, hakikatin güzelliği budur. Fakat bir kurmaca? Sürekli onu boyamak, ona şuradan ya da buradan destek olmak zorundasın. Ve o buna rağmen sürekli çöker. Bir tarafı desteklemeyi başarana kadar, diğer taraf çökmeye başlar.

Ve insanların tüm yaşamları boyunca yapmayı sürdürüp durdukları şey budur: Kurmaca olanı hakikatmiş gibi göstermeye çalışmak. Çok paraya sahip ol, o zaman daha büyük bir egon olabilir, yoksul adamdan biraz daha katı bir ego. Fakir adamın egosu incedir; o kalın bir egonun bedelini ödeyemez. Bir ülkenin başbakanı ya da başkanı ol ve senin egon en uç noktaya kadar şişer. O zaman ayakların yere basmaz.

Tüm hayatımız, güç, prestij, para, şu ve bu arayışımız bir şekilde bu kurmacayı sürdürebilmek için yeni bir destek arayışı, yeni bir payanda arayışından başka bir şey değildir.

Ve her zaman sen ölümün geldiğini biliyorsun. Ne yaparsan yap ölüm onu yok edecektir. Fakat yine de kişi umuda karşı umut beslemeye devam eder; belki diğer herkes ölebilir ama sen değil.

Ve aslında bir anlamda bu doğrudur. Her zaman sen diğer insanları ölürken görmüşsündür, asla kendini ölürken görmemişsindir. Bu yüzden o, doğruymuş, mantıklıymış gibi gözükür. Şu kişi ölür, bu kişi ölür ve sen asla ölmezsin. Sen her zaman onlar için üzülürsün, sen her zaman onlara elveda demek için mezarlığa gidersin ve sonra yeniden eve dönersin.

Bu seni kandırmasın çünkü tüm bu insanlar da aynı şeyi yapıyordu. Ve hiç kimse istisna değildir. Ölüm gelir ve senin isminin, senin şanının tüm kurmacasını yok eder. Ölüm gelir ve basitçe her şeyi siler; ayak izleri bile kalmaz. Hayatımız aracılığıyla yaptığımız şey her ne olursa olsun suyun üzerine yazı yazmaktan başka bir şey değildir; kuma bile değil suyun üzerine. Henüz sen onu yazmadın bile ve o kayboldu. Onu okuyamazsın bile; sen onu okuyana kadar o gitmiştir.

Fakat biz bu şatoları boşluğa kurmak için çabalamayı sürdürürüz. Bu bir kurmaca olduğu için onun sürekli olarak ayakta tutulmaya, sürekli çabaya gece ve gündüz ihtiyaç vardır. Ve hiç kimse yirmi dört saat boyunca bu kadar dikkatli olamaz. Bu nedenle sana rağmen, egonun bir engel olarak iş görmediği anlarda gerçekliği anlık olarak fark ettiğin zamanlar olur. Egonun kafesinin olmadığı anlar vardır; sana rağmen, unutma. Herkesin arada bir böyle anları vardır.

Örneğin her gece derin uykuya daldığın zaman ve uyku rüya dahi göremeyeceğin kadar derin olduğunda, o zaman ego artık bulunmaz; tüm kurmacalar gitmiştir. Derin, rüya görülmeyen uyku bir tür küçük ölümdür. Rüyanın olmadığı uykuda ego tamamıyla kaybolur çünkü düşünce yokken, rüya yokken nasıl bir kurmacayı taşıyacaksın. Fakat rüyasız uyku çok azdır. Sekiz saatlik sağlıklı uykuda iki saatten fazla değildir. Fakat sadece bu iki saat yeniden yaşam enerjisini tazeler. Eğer iki saat rüyasız derin uyku alırsan sabahleyin yeni, taze, canlı olursun. Hayat yeniden heyecana sahiptir, yeni gün bir armağan gibi gelir. Her şey yeni gelir çünkü sen yenisin. Ve her şey güzel gelir çünkü sen güzel bir haldesin.

Bu derin uykuya daldığın iki saatte —Patanjali (ve yoganın) sushupti dediği rüyasız uyku— ne olmuştur? Ego kayboldu. Ve egonun kaybolması seni yeniden canlandırdı, yeniden tazeledi. Egonun kaybolmasıyla, derin bilinçsizliğin içinde bile olsan Tanrı’nın tadına baktın. Patanjali sushupti, rüyasız uyku ile samadhi, budalığın değişmez hali arasında büyük bir fark yoktur der. Büyük bir fark olmasa da yine de bir fark vardır. Bu fark bilinçliliktir. Rüyasız uykuda sen bilinçsizsin, samadhi’de sen bilinçlisin fakat ikisi aynı haldir. Sen Tanrıya gidersin, sen evrensel merkeze gidersin. Sen çeperden kaybolur ve merkeze gidersin. Ve sadece merkezle bu temas seni yeniden canlandırır.

Ego bir kurmaca olduğu için arada bir kaybolur. En uzun zaman rüyasız uykudadır. O nedenle uykuya çok değer ver; onu hiçbir şekilde kaçırma.

En büyük ikinci egosuzluk deneyimi sekstir. Bu din adamları tarafından mahvedilmiştir; onlar onu ayıplamıştır. Bu yüzden artık o, çok da müthiş bir deneyim değildir. Bu kadar uzun süredir böylesi bir ayıplama insanların zihinlerini şartlandırmıştır. Sevişirken dahi onlar içten içe yanlış bir şey yaptıklarını biliyorlar. Suçluluk bir yerlerde pusuda yatıyor. Ve bu en modern, en çağdaş hatta en genç kuşakta bile böyledir.

Yüzeyde sen topluma başkaldırmış olabilirsin, yüzeyde artık sen uyumlu olmayabilirsin. Fakat bazı şeyler çok derine inmiştir; bunun yüzeyde başkaldırmış olmakla bir alakası yoktur. Saçını uzatabilirsin, bunun pek bir faydası olmayacaktır. Bir hippi olup yıkanmaya bir son verebilirsin, bunun bir faydası olmayacak. Aklına gelebilecek ve hayal edebileceğin her şekilde kendini toplumdan kopartabilirsin fakat bunun gerçekte bir faydası olmaz çünkü bazı şeyler çok çok derine inmiştir. Ve bunların hepsi çok yüzeysel ölçütlerdir.

Binlerce yıldır bize seksin en büyük günah olduğu söylenmiştir. O bizim kanımızın, kemiğimizin ve iliğimizin bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle bilinçli olarak onda yanlış hiçbir şey olmadığını bilsen bile bilinçaltı seni korkar halde, biraz mesafeli ve suçluluk duyguları içerisinde tutar. Ve sen onun içine tam olarak giremezsin.

Şayet sevişmenin içine bütünüyle girebilirsen ego ortadan kalkar. Çünkü en yüksek zirvede, sevişmenin en yüksek doruğunda sen saf enerjisindir. Zihin iş göremez. O öylesine büyük bir enerji yükselmesidir ki zihin kendini kaybeder, o şimdi ne yapacağını bilemez. O normal durumlarda mükemmel bir şekilde işlevini sürdürmeye devam edebilir fakat ne zaman çok yeni ve çok yaşamsal bir şey olursa durur. Ve seks en yaşamsal şeydir.

Şayet sen sevişmenin içerisine derinlemesine girebilirsen ego ortadan kaybolur. Sevişmenin güzelliği budur, bu Tanrı’yı anlık olarak fark etmenin diğer bir kaynağıdır; tıpkı derin uykudaki gibidir fakat çok daha değerlidir çünkü derin uykuda bilinçsiz olacaksın. Sevişmede bilinçli olacaksın; bilinçli ama yine de zihinsiz.

Böylelikle Tantra’nın muazzam bilimi mümkün hale gelir. Patanjali ve yoga derin uyku çizgisi üzerinde çalışmıştır; onlar derin uykuyu bilinçli bir hale dönüştürme yolunu seçmiştir. Böylelikle sen kim olduğunu bilirsin, böylelikle sen merkezde ne olduğunu bilirsin. Tantra sevişmeyi Tanrıya doğru açılan bir pencere olarak seçmiştir.

Yoganın yolu çok uzundur çünkü bilinçaltı uykuyu bilince dönüştürmek çok çetindir; o pek çok hayat sürebilir…

Fakat Tantra çok daha kısa, en kısa ve aynı zamanda çok çok daha zevkli olan yolu seçmiştir. Sevişmek pencereyi açabilir. Yapılması gereken tek şey din adamlarının senin içine yerleştirmiş olduğu şartlandırmaları söküp atmaktır. Din adamları senin içine bu koşullanmaları yerleştirmiştir böylelikle onlar seninle Tanrı arasındaki arabulucu ve temsilci haline gelebilirler, böylelikle senin doğrudan temasın kesilmiştir. Doğal olarak seni temasa geçirecek başka birisine ihtiyaç duyarsın. Ve din adamı güçlenir. Ve din adamı çağlar boyunca güçlü olmuştur.

Kim seni güç ile, gerçek güç ile temasa geçirebilirse kudretli hale gelecektir. Tanrı gerçek güçtür, tüm güçlerin kaynağıdır. Din adamları çağlar boyunca çok güçlü olarak kalmışlardır; krallardan daha güçlüdürler. Artık bilim adamı din adamının yerini almıştır. Çünkü artık o, doğada saklı kalmış güçlerin kapılarını açmayı biliyor. Din adamı seni Tanrı ile temasa geçirmeyi biliyordu, bilim adamı seni doğa ile temasa geçirmeyi biliyor. Ancak din adamı öncelikle senin temasını kesmek zorundadır ki bu sayede seninle Tanrı arasında özel bir hat olmasın. O senin içindeki kaynakları mahvetmiştir, onları zehirlemiştir. O çok güçlü hale gelmiştir. Fakat tüm insanlık sevgisiz, ruhsuz, suçluluk duyguları ile dolu hale gelmiştir.

Bu suçluluk duygusundan bütünüyle vazgeçmelisin. Sevişirken aklına duayı, meditasyonu, Tanrı’yı getir. Sevişirken tütsüler yak, ilahiler söyle, dans et, şarkılar söyle. Yatak odan bir tapınak, kutsal bir saray olsun. Ve sevişmek acele ile yapılan bir şey olmamalı. Onun derinine in; mümkün olduğunca zarif ve yavaş bir şekilde onun tadını çıkart. Ve şaşıracaksın; anahtara sahipsin. Tanrı seni anahtarsız göndermemişti. Fakat bu anahtarlar kullanılmak zorunda, anahtarı kilide sokman ve çevirmen gerekir.

Sevgi egonun kaybolduğu ve senin bilinçli, tamamıyla bilinçli olduğun, nabzının attığı, titreştiği en yüksek potansiyele sahip olan diğer olgudur. Sen artık bir birey değilsin, sen bütünün enerjisinin içinde kayboldun.

Sonra, yavaş yavaş bunun yaşam tarzın olmasına izin ver. Sevginin doruğunda olan şeyin senin disiplinin haline gelmesi gerekir; sadece bir deneyim değil bir disiplin. O zaman ne yaparsan yap ve nereye yürürsen yürü…sabahın erken saatlerinde güneş doğarken aynı duyguya sahip ol, varoluşla aynı şekilde kaynaş. Toprağın üzerinde uzanırken yıldızlarla dolu gökyüzü yine aynı bütünleşmeye sahiptir. Toprağın üzerinde yatarken yeryüzü ile bir hisset. Yavaş yavaş sevişmek sana varoluşun kendisine nasıl âşık olunacağının ipuçlarını vermelidir. Ve o zaman ego bir kurmaca olarak tanınır, bir kurmaca olarak kullanılır. Ve şayet onu bir kurmaca olarak kullanırsan bir tehlike yoktur.

Egonun kendiliğinden kayıp gittiği birkaç an daha vardır. Büyük tehlike anlarında: Araba kullanıyorsun ve ansızın bir kazanın olacağını görüyorsun. Arabanın kontrolünü kaybettin ve kurtulacağın bir olasılık gözükmüyor. Ağaca ya da gelmekte olan kamyona çarpacaksın ya da nehre uçacaksın, bu kesinlikle böyle olacak. Böyle anlarda ego ansızın kaybolacaktır.

Bu yüzden tehlikeli durumlara yönelmenin çok büyük cazibesi vardır. İnsanlar Everest’e tırmanır. Onlar bunu anlamış olsa da olmasa da bu derin bir meditasyondur. Dağcılık çok önemlidir. Dağlara tırmanmak tehlikelidir; ne kadar tehlikeli ise o kadar güzeldir. Egosuzluğun anlık tecrübelerini muhteşem bir şekilde yaşayacaksın. Ne zaman tehlike çok yakınsa zihin durur. Zihin sadece sen tehlikede değilken düşünebilir; onun tehlike halinde söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. Tehlike seni anın içinde tutar. Ve anın içindeki bu kendiliğindenlikte ansızın sen ego olmadığını bilirsin.

Veya —bu farklı insanlar içindir çünkü insanlar farklıdır— şayet senin estetik bir kaygın varsa o zaman güzellik kapıları açacaktır. Sadece güzel bir kadının yahut güzel bir erkeğin yanından geçtiğini görmek, sadece tek bir güzellik parıltısı ve ansızın ego kaybolur. Sen kendinden geçersin.

Yahut su birikintisinde bir nilüfer görmek veya bir gün batımı ya da kanatlanmış bir kuş görmek; içsel duyarlılığını tetikleyen herhangi bir şey, o kadar derinlemesine seni bir anlığına ele geçiren bir şey ki kendini unutursun, hem varsın hem de yoksun, kendinden vazgeçersin: O zaman da ego kayıp gider. O bir kurmacadır; onu taşımak zorundasın. Onu bir anlığına unutursan kayıp gider.

Ve onun kayıp gittiği ve hakiki olanın ve gerçeğin anlık deneyimlerine sahip olduğun bazı anlar olması iyi bir şeydir. Bu anlık tecrübeler sebebi ile din henüz ölmemiştir. Bunun nedeni din adamları değildir. Onlar onu öldürmek için her şeyi yapmışlardır. Bunun sebebi kiliseye ve camiye ve tapınağa giden sözde dindarlar değildir. Onlar dindar bile değillerdir, onlar öyleşmiş gibi yaparlar.

Din, az ya da çok herkesin başına gelen bu birkaç an yüzünden ölmemiştir. Onların daha çok farkına var, bu anların ruhunu daha çok özümse, bu anlara daha çok izin ver, bu anların daha çok gerçekleşmesi için alan yarat. Tanrı’yı aramanın hakiki yolu budur. Egonun içinde olmamak Tanrı’nın içinde olmaktır.