Doğru
Doğru
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Sosyal Durumu

  1. #1

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart Sosyal Durumu

    Doğru
    Sosyal Durumu Takdir Buyurulan Hayat
    Allah, çok sevdiği resulü Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) ayrıca örnek bir ahlâk, huy, zevk vermiştir.
    Gerek baba, gerek anne yönlerinden soyunu en asil yapmıştır. Ruhunu böyle bir soydan gelecek bedene yerleştirmiştir.
    Bu uğurda kurbanlığa adanmış iki hayatın diyetini vererek onları yaşatmıştır.
    Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) dedesi Abdül- muttalib, Kureyş kabilesinin büyüğü, Haşimoğullarının ulusuydu. Mekke’nin başkanı, Zemzem kuyusunun sahibi bulunuyordu. On üç oğlu arasında Abbas (r.a.) gibi zenginler vardı.
    Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) normal bir hayat hakkı Allah tarafından takdir edilseydi, Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) babası ilerde Mekke başkanı ve Zemzem kuyusu sahibi olacaktı. Ticaret yaparak zengin bir hayat sürecekti. Bu sosyal durum içinde Hazreti Muhammed (s.a.v.) de daha küçükten itibaren refah içinde yaşayacaktı.
    Fakat öyle olmadı. Normal hayat akışı birbiri peşinden gelen olaylarla değişti. Hazreti Muhammed (s.a.v.), hiç tahmin edilmeyen bir yaşayış içinde gelişti. Takdir buyurulan istikamete yöneldi.
    Kısa Bir Hatırlatış
    Abdülmuttalib, oğlu Abdullah’ı kurban etmekten kurtulunca, hemen o gün Amine ile evlendirmişti. Halbuki akrabalarından Ümmü Kattal adlı bir kadın, Abdullah’ın çoktan beri peşindeydi. Abdullah’ın alnında bir nûr görmüş, onunla evlenirse nûr’un kendisine geçeceğini düşünmüştü.

    Abdullah, her zaman olduğu gibi, Âmine’yle evlenmeye giderken karşısına çıkan Ümmü Kattal’ı yine reddetmişti. Ümmü Kattal, Amine’nin evi kapısında beklemiş, Abdullah çıkarken alnına bakmıştı. Nûr yoktu artık Abdullah’ın alnında. Ümmü Kattal nûr’u Âmine’ye kaptırmaktan çıldıracak hale gelip selâmetti uzaklaşmakta bulmuştu.
    Lâkin ne bilirdi ki, Abdullah bir vasıtadan başka şey değildir. O gün kurban olmaktan kurtulmuştu ama, nihayet yedi ay sonra Şam seferinden dönerken Medine’de hastalanacak ve Amine’den doğacak oğlu Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) göremeden vefat edecektir.
    Bunda saklı olan hakikat çok büyüktü. Göz kamaştırıcıydı. Allah, evlâdı babaya boğazlatmaktan kurtarmış, verdiği canın ancak kendi rızasıyla alınacağını insanlara ikâz etmişti. Abdullah’ı, oğlu Hazreti Mu- hammed’in (s.a.v.) yüzünü bile göstermeden huzuruna çağırması ise İlâhi sebeplerle perdelenmişti.
    Hazreti Muhammed (s.a.v.), babası Abdullah’ın Medine’de ölümünden iki ay sonra Mekke’de milâddan beş yüz yetmiş sene sonra, Şib’i İbni Haşim’de, Sûk-ul- Mevlid (Sûk-ul-Leyl) sokağında doğdu.
    Dedesi Abdülmuttalib onu himayesine aldı. Annesi Âmine de çok yaşamadı. Hazreti Muhammed (s.a.v.) altı yaşına bastığı sıralarda hayattan ayrıldı.

  2. #2

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Habeşli cariye Ümmü Eymerı, Hazreti Muham*med’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib’e götürmüş ve ona şöyle seslenerek Muhammed’i teslim etmiştir:
    — Bu çocukta Kureyş’in güzelliği, Medine’nin hoşluğu, Sâd oğullarının fesahati vardır.
    Ümmü Eymen uzun yıllar Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) bakmıştır.
    Hazreti Muhammed (s.a.v.) ona:
    “Anamdan sonra benim anam sensin.” diyerek gönlünü hoş etmiştir.
    Böylelikle kısa birkaç yıl içinde öksüzken, bu defa yetim de olan Hazreti Muhammed (s.a.v.), dedesi Abdülmuttalib’in tamamen himayesi altına girmişti.
    Fakat, Abdülmuttalib yüzünü aşkın bir ihtiyardı. Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) çok seviyordu. Onun iler*de bambaşka bir insan olacağının ilhamını yüklenmişti.
    Hazreti Muhammed (s.a.v.) sekiz yaşındayken Abdülmuttalib hastalandı.
    Öleceğini anlamıştı.
    Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) birisine emanet etmek için oğullarını çevresine topladı.
    Hepsi Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) almak için yalvarmaya başladılar.
    Abdülmuttalib, onların birer birer kusurlarını saydı yüzlerine.

  3. #3

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Ebu Leheb’e: “Senin servetin ve ikbalin vardır ama, kalbin sert, merhametin azdır. Çocuk ise yetimdir. Kalbi yaralıdır. Tutumundan acı duyar.”
    Hamza’ya: “Sen ona herkesten fazla yardım eder*sin, fakat henüz evlâdın yok. Evlâdı olmayan evlâd ter*biyesi bilmez. Bir de ava meraklısın. Çocuğu ihmal edersin.” dedi.
    Diğerlerine de bu türlü sözler söyledi. Abbas’la Ebu Tâlib kalmıştı.
    Abbas’a şunları söyledi: “Sen onun hizmetine en lâyık olansın ama evlâdın çok.”
    Ebu Tâlib, babasına fikrini açtı: “Görülüyor ki bu hizmete en fazla ben lâyıkım ey babam!.. Gerçi malım az ama sadakatim çoktur.”
    Abdülmuttalib de aynı karara ulaşmıştı. Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) rızasını alarak onu Ebu Talib’e verdi. Şu öğüdü çok düşündürücüdür:
    “Bu çocuk ana baba şefkati görmedi. Terbiyesi için seni diğer evlâtlarıma tercih ettim. Sen Muham- med’e diğer evlâtlarımdan esasen daha yakınsın. Çün*kü babasıyla sen bir anadansın. Eğer Muhammed’in zamanına yetişirsen kendisine uy.”
    Böylece Hazreti Muhammed (s.a.v.), Ebu Talib’in himayesi altında sekiz yaşından sonra yeni hayatını yaşamaya başladı.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Açık Gerçekler
    Allah, Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) normal hayatını bu şekilde değiştirerek onu yetim ve fakir etmekle şüphesiz ki peygamberlik niteliklerini kazanmaya hazır*lamıştır.
    Çünkü her türlü kabiliyetle bezediği Muham- med’inin tam bir Resul olabilmesi için halktan gelmesi, onların derdini bilmesi, yoksulluklarını yaşaması, boynu bükük yetimlerin, esir ve kölelerin kalbinden geçenleri, gözlerden akanları, aynen hissetmesi gerekirdi.
    Daha çocukluk yaşından itibaren kendi ekmeğini kazanmayı öğrenecekti. Emeğin, alınterinin kıymetini bilecekti. Hak ile haksızlık arasındaki uçsuz bucaksız uçurumun derinliklerini görecekti.
    Tarih meydandaydı ve sahifeleri açıktı. Yukarda kalan hükümdarlar, Firavunlar, krallar sülâleleri boyunca halktan kopmuşlar, onlara inememişlerdi.
    Fayda yerine zarar vermişlerdi. Zulüm onlar için çok tabiîydi.
    Onlar için durum böyle olduktan sonra, bütün bir insanlığı hak yoluna götürecek olan Son Peygamber elbette ki kendisini başarıya ulaştıracak hasletleri kazanacaktı.

  5. #5

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Kurtaracaklarının yükünün en ağırını taşımak mecburiyetindeydi.
    Lâkin o zamanın şımarık, kendini beğenmiş zen*ginleri, ileri gelenleri Hazreti Muhammed (s.a.v.) pey*gamber olunca bu hakikati göremediler.
    Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) yoksulluğunu, ye- timliliğini, kısacası sosyal durumundaki hususiyeti ileri*ye sürerek peygamberliğini inkâra yeltendiler.
    Onlar ne acı ki, hâlâ toplumla bağdaşamamışlar- dı. Peygamberliğe Taif’ten Mesut oğlu Urve’yi veya Mekke’den Mugire oğlu Velid’i lâyık görüyorlardı. O kadar Allah’tan habersizdiler.
    Allah Kur’an’da bunu şu âyetle açıklamıştır:
    « Bir de (şunu) söylediler: “Şu Kuran iki memle*ketin birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miy*di?” »
    (Ez-Zühruf: 31)
    Onlarca büyüklük mal ve dünya mevkiiydi. Elbette ki, Hazreti Allah, Hazreti Muhammed’i (s.a.v.) yetim ve yoksul ederek bunlarsız peygamber yapacaktı. Esa*sen hangi peygamber toplumun ıstırabıyla beslenme*den yetişmişti?..

Benzer Konular

  1. Cennet Ve Cehennemdekilerin Durumu
    Konu Sahibi kısmet Forum Kıyamet Ve Ahiret
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 21.Temmuz.2014, 03:43
  2. Orucun Sosyal Hayata Faydası
    Konu Sahibi kısmet Forum Ramazan ve Oruç
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Temmuz.2014, 02:22
  3. Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Nisan.2013, 17:06
  4. Kıyamette Denizlerin Durumu
    Konu Sahibi wind Forum Ölüm Ve Sonrası
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 18.Mart.2013, 02:59

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •