Doğru
Doğru
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 13 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Hicret

  1. #1

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart Hicret

    Doğru
    Hak daveti ve İslam çağrısı her taraftan karşılanmaya başlayınca kâinatın sahibi ve dünya düzeninin yürütücüsü olan Allah Teâlâ Müslümanlara Dâru’l Emân (Güven yurdu, barış beldesi) olan Medine’nin kapısını açtı. Ama zalimlerin asıl hedefi olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, ne yapacağı ve nasıl hareket edeceği konusunda Allah’ın emrini bekliyordu. Mekke dışındaki şehirlerde Müslüman olanlar, canlarını feda etme pahasına O’nu korumak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına dair söz veriyorlardı. Sağlam bir kabileye sahip, olan Evs kabilesinin lideri Tufeyl b. Amr : “Hicret ederek buraya geliniz.” Diye kalesini teklif etti. Ama Allah Resülü bunu kabul etmedi. Hemedan oğullarından bir kabile başkanı da benzer bir istekte bulundu ve aynı dileği Peygamber’e ulaştırdı. Kabile mensuplarıyla görüşüp işini düzene koyduktan sonra gelecek yıl geleceğini söyledi.
    Ama kaza ve kaderi yürüten, her şeye hükmeden Yüce Allah bu şerefi sadece ensâra (Medine’de yaşayan ve Mekke’den hicret eden Müslümanlara benzersiz bir fedakârlık örneği gösterecek olan Müslümanlara) nasip etmişti. Nitekim hicretten önce Hz. Peygamber (sav) rüyasında hicret edilecek yerin bağ ve bahçelerle dolu güzel bir yer olduğunu gördü. Burası Medine idi. Peygamberliğin 13. yılında Ashab-ı Kiram’ın çoğu Medine’ye ulaştı. İşte bu yüzden daha sonra vahiyle de uygun görülerek Hz. Peygamber Medine’ye hicret etmeye karar verdi. Bu destansı olay son derece etkileyici, kalpleri titretici ve insanı hayrete düşürücüdür. Bu nedenledir ki İmam Buhârî, olayları çok kısa ve özet vermeyi tercih etmesine rağmen bu olayı genişçe yazmıştır.
    Kureyş kabilesi, Müslümanların Medine’ye hicret ettikten sonra güçlenip geliştiklerini ve İslam’ın orada süratle yayıldığını gördüler. Bunun üzerine müşriklerin danışma meclisi durumundaki Dâru’n Nedve’de toplandılar. Toplantıya bütün kabilelerin başkanlaıı katılmıştı. Katılanlardan her biri farklı bir görüş ileri sürdü. Biri: “Muhammed’in elini ayağını zincirle bağlayıp, bir evde hapsetmeliyiz.” dedi. Bir diğeri:
    “Şehrin dışına sürgün edilmesi yeterli” dedi.
    Ebu Cehil:

    “Her kabileden bir kişi seçilsin ve bu seçilen kişiler hep birlikte kılıçlarıyla saldırıp öldürsünler. Bu durumda O’nun kanının sorumluluğunu bütün kabileler paylaşmış olur. Haşim oğulları da tek başına bütün kabilelere karşı çıkamayacak, Muhammed’in kanının intikamını almak için hepsine savaş açamayacaktır.” dedi. Bu son teklif üzerinde anlaşma oldu ve güneş batmak üzereyken hepsi gelip Hz. Peygamberin evini kuşatma altına aldılar. Araplar evin haremine girmeyi ayıp saydıklarından dışarıda beklediler, Hz. Peygamber (sav) ‘in çıkmasını ve çıkar çıkmaz öldürme görevlerini yerine getirmeyi kararlaştırdılar.

    Kureyş, Hz. Peygamber (sav)’e bu kadar düşman olmasına, O’na bu derece kin duymasına rağmen yanında bir miktar parası, malı veya birtakım kıymetli eşyaları olan kimseler bunları, güvenli, sağlam bir yere emanet etmek istedikleri zaman, Hz. Peygamber’e teslim edecek kadar O’nun dürüstlük ve güvenilirliğine inanırlardı. O sırada da Hz. Peygamber (sav) ’in yanında birçok emanet toplanmıştı. Kureyş ’in niyetinden daha önceden haberdar olduğu için Hz. Ali’yi çağırarak
    Bana hicret etme emri geldi, bugün Medine’ye hareket edeceğim.Sen yatağımda benim yorganıma bürünerek uyu, sabahleyin herkesin emanetlerini götürüp sahiplerine teslim et!” buyurdu
    Gerçekten çok tehlikeli bir andı.Hz.Ali, Kureyş ‘in Hz. Peygamberi (sav) öldürmeye karar verdiğini öğrenmişti ve o gün Resulullah (sav) 'in yatağı, görünüşe göre çok acı bir ölümün meydana geleceği yerdi. Ama Hayber fatihi için ölüm yeri, gül döşeğiydi.

  2. #2

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Hicretten iki-üç gün önce Hz. Peygamber (sav) öğle vakti Hz. Ebu Bekir ‘in evine gitti. Âdeti gereği kapıyı vurdu. İzin verildikten sonra içeri girdi. Hz.Ebu Bekir’e : “Biraz görüşmemiz lazım, senden başka kimse olmasın” buyurdu. Hz. Ebu Bekir cevap olarak : “Burada eşinizden başka kimse yok” dedi.
    O sırada Hz. Ayşe ile nikâh kıyılmıştı. Hz. Peygamber (sav) : “Bana hicret için izin verildi” buyurunca, Hz. Ebu Bekir kendinden geçerek: “Babam, anam sana feda olsun, ben de size refakat etme şerefine sahip miyim?” dedi. Allah Resulü (sav) : “Evet” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (ra) hicret için dört aydan beri otlar yedirerek, bol gıdalar vererek iki deveyi besliyor ve yol için hazırlıyordu. Allah Resülü’ne (sav) : “Bu iki deveden birini buyurun" dedi. Herkesi' İhsan ve ikramda buyuran yüce Peygamber (sav) hiç kimsenin ikramına razı olamazdı: “Evet ama bedelini ödeyerek” dedi. Hz. Ebu Bekir de mecbur kalarak kabul etti.

  3. #3

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Kâfirler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ’in evini kuşatıp da gece epey ilerleyince kudreti İlâhi, onları habersiz ve dalgın kıldı. Hz. Peygamber onları uyur vaziyette bırakarak aralarından geçip dışarı çıktı. Kâbe’yi gördü ve: “Mekke sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin ama senin çocukların beni rahat bırakmıyor” dedi. Hz. Ebu Bekir ile zaten daha önce anlaşmış ve kararlaştırmış olduklarından, ikisi birlikte önce Sevr dağındaki mağaraya gidip gizlendiler. Bu mağara bugün hala mevcuttur ve insanların ziyaret ve sevgi odağıdır.
    Hz. Ebu Bekir’in yeni yetişmekte olan genç çocuğu Abdullah, geceleyin mağaraya gelerek geceyi birlikte geçiriyor, sabah erken ortalık aydınlanmadan şehre giderek Kureyş ‘in ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini ve ne kararlar aldığını öğreniyor edindiği bilgileri akşamleyin Hz. Peygamber’e arz ediyordu. Hz. Ebu Bekir’in kölesi koyunları otlatıyor, gece biraz ilerleyince o taraflara doğru geliyor ve Hz. Ebu Bekir’le Allah Resûlü’ne süt veriyordu. Üç gün boyunca sadece bu gıdalarla idare edildi.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Kureyşliler gözlerini açtıklarında yatakta Hz. Peygamber yerine Hz. Ali’nin olduğunu gördüler. O’nu yakalayıp Kabe’ye götürdüler. Bir süre orada hapsettiler sonra serbest bıraktılar. Arkasından Hz. Peygamberi aramaya koyuldular. Araştıra-soruştura, izini takip ede ede mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak seslerini duyan Hz. Ebu Bekir çok korktu ve üzüntü ile Hz.Peygamber’e “Düşmanlar o kadar yaklaştı ki ayaklarının dibine baksalar bizi hemen görecekler” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir” buyurdu.
    Dördüncü gün Hz. Peygamber mağaradan çıktı. Kendisine güvenilen Abdullah b. Uraykıt isimli bir kafirle ücret karşılığında rehberlik etmesi için anlaşma yapıldı. O önden yol göstererek gidiyordu. Bir gece ve gündüz birlikte gittiler.

  5. #5

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Ertesi gün öğle vakti güneş sıcağı çok arttığından Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamber’in gölgede biraz dinlenmesini istedi. Her tarafa göz attı. Bir kayanın altında gölge gördü. Bineğinden inerek yeri temizledi, sonra kendi harmanisini yere yaydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem istirahata çekilince Hz. Ebu Bekir yiyecek, içecek bir şeyler bulmak için çevreyi dolaşmaya çıktı. Yakında koyun otlatan bir çoban vardı. Ona bir koyunun memesini tozdan, topraktan temizlemesini, sonra ellerini temizce yıkayarak süt sağmasını söyledi. İçine toz-toprak girmesin diye kabın üzerine bez kapatarak sütü alıp Hz. Peygamber’e getirdi. Hz. Peygamber onu içtikten sonra: “Artık hareket etme zamanı gelmedi mi?” buyurdu. Güneş alçaldığında Resulullah oradan hareket etti.

  6. #6

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Kureyş, kim Muhammed’i veya Ebu Bekir’i yakalayarak getirirse ona, bir kan bedeline denk -yüz deve- mükafat verileceğini ilan etmişti. Sürâka b. Cü’şum bu ilam duydu. Mükafatı ele geçirmek için büyük bir hırs ve ümitle takibe çıktı. Hz. Peygamber yola devam ederken Sürâka onu gördü ve atını koşturarak yakınlarına geldi. Ama at tökezledi, o da yere düştü. Ok torbasından fal okunu çıkararak, saldırmasının doğru olup olmadığına karar vermek için baktı. Saldırmasının doğru olmadığına dair ok çıktı. Ama yüz devenin büyük değeri karşısında ok falına inanacak hali yoktu. Tekrar ata binip ileri doğru mahmuzlandı. Bu sefer atın ayakları dizlerine kadar toprağa gömüldü. Attan inip fala baktı yine aynı ok çıktı. Tekrar aynı sonucu görmek cesaretini kırmıştı. Teşebbüs ettiği şeyin çok tuhaf olduğuna kanaat getirmişti. Hz. Peygamber’in yanına giderek Kureyş ‘in ilanını anlattı ve kendisinin emniyette olduğunu gösteren bir yazı vermesini istedi. Hz. Ebu Bekir’in kölesi Amir b. Füheyre, bir deri parçası üzerine emniyette olduğunu belirten berâati yazıp verdi. Güzel bir rastlantı eseri, Zübeyr (ra) Suriye’den ticaret eşyası almış gelmekteydi. Hz. Peygamber’le Hz. Ebu Bekir’e, hiçbir eşyalarının olmadığı o çaresizlik anında büyük bir ganimet olan birkaç değerli kumaş takdim etti.

  7. #7

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Hz. Peygamberin yolda olduğu haberi Medine’ye ulaşmıştı. Bütün şehir tek vücut halinde sabırsızlıkla beklemekte idi. Küçük çocuklar neşe ve iftiharla: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem geliyor” diye sevinç çığlıkları atarak dolaşıyorlardı. İnsanlar sabah erken evlerinden çıkıp şehrin dışında toplanıyor ve öğleye kadar hasretle bekleyerek geri dönüyorlardı. Bir gün hayli bekledikten sonra geri dönmüşlerdi ki, bir Yahudi kalenin burcundan ıılkıı izlerken, bir karartının geldiğini gördü ve tahminle tanıyarak : “Ey Araplar! Alın, hasretle beklediğiniz gelmektedir" diye bağırdı. lîillün şehir tekbir sesleriyle inledi. Eıısfır kılıçlarını kuşanarak kendinden geçmişçesine evlerden dışarı fırladı Mcdiıır i Mllııcvvere'deıı üç mil mesafede

  8. #8

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Aliye ve Kubâ denen bir yer vardı. Ensâr’dan birçok aile orada yaşıyordu. Aralarında en seçkin ve şerefli konumda olan Arnr b. Avfın ailesi idi. Küls’um b. El-Hedm de bu ailenin lideri idi. Hz. Peygamber buraya gelince bütün aile neşe ve coşkuyla: “Allahu ekber!” diye bağırdı. İki cihanın efendisi Hz. Peygamber’in misafirleri olmayı kabul etme şerefi, onlara nasip olmuştu. Ensâr her taraftan bölük bölük geliyor, sevgi ve saygıyla selam veriyorlardı.
    Hz. Peygamber’in buradaki ilk işi mescid inşa etmekti. Külsûm’un (ra) düz bir arazisi vardı. Orada hurma kuruturdu. Aynı yere mübarek bir el -Hz. Peygamber- tarafından mescidin temeli atıldı. Bu mescit Kur’an-ı Kerim’de şu ayetin hakkında nazil olduğu mescittir:

  9. #9

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    “İlk günden takva üzere kurulan mescid -Kuba mescidi- içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 9/108) Mescit inşaatında Hz. Peygamber işçilerle birlikte çalışıyordu. Ağır taşları kaldırıp taşırken mübarek vücudu iki büklüm oluyordu. Kendisine son derece saygı duyup hürmet edenler: “Anamız babamız size feda olsun, siz bırakın da biz taşıyalım” diyorlardı. Resulullah onların isteklerini kabul buyuruyor sırtındaki taşı onlara veriyor ama aynı ağırlıkta başka bir taş alıp yine taşıyordu.
    Abdullah b. Revaha şairdi. O da işçilerle çalışıyordu. İşçiler çalışırken coşup daha canlı çalışmaları için şarkı söylüyor, Şiiler okuyordu. Mescidi inşa eden sahabe durmadan şu şiirleri okuyordu:

  10. #10

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    “Kurtulmuştur; Mescid inşa edenler Ve sürekli Kur ’ân-ı Kerim okuyanlar Ve geceyi uyanık geçirenler. "
    Hz. Peygamber de her kafiyede, sesli olarak bu şiirlere eşlik ediyordu. Hz. Peygamber’in Küba’ya gelişi İslam’ın özel bir dönemin başlangıcı olduğundan tarihçiler Küba’ya geliş tarihine çok önem vererek büyük bir özenle belirtmişlerdir. Birçok tarihçi Hz. Peygamber’in Küba’ya geliş tarihinin, Peygamberliğinin onüçüncü yılının Rebiülevvel ayının 8. günü. (Miladî 20 Eylül 622) olduğunda görüş birliğindedirler.
    Ondört gün sonra Cuma günü Allah Resûlü Medine’ye teşrif etti. Yolda Benî Salim mahallesinde namaz vakti geldi. Cuma namazını burada kıldı. Namazdan önce hutbe okudu. Bu; Hz. Peygamber’in ilk Cuma namazı ve namaz hutbesiydi. Halk Allah’ın Resulünün gelişini öğrenince her taraftan her taraftan heyecan ve coşkuyla karşılamak için koşmuştu.

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •