Doğru
Doğru
Toplam 6 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 6 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: El Kebire Ve İman

  1. #1

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart El Kebire Ve İman

    Doğru
    El Kebire yani büyük günah Ve İman alakası.

    Büyük günah işliyen bir kimseyi, Allahu Teâlâ dilerse affederek Cennete mi koyar, yoksa tövbe etmezse affetmiyerek Cehenneme mî koyar

    Bu sorunun cevabını vermek ve kebîre sahibinin işlediği suçun mahiyeti bakımından âkibetini tesbit etmek, Allahu Teâlâ´nm fiilleri ve ezelî iradesi ile, ayrıca sonunda döneceği yer bakımından Cennet ve Cehennem´le ilgili bir konudur. Bu sebeple, El - Kebîre bahsinin Kelâm ilmi ile olan alâkası açıktır. Bu duruma göre, bu konuyu ilgili olduğu bahislerden sonra incelemek doğru olmaz mı Nitekim bazı Kelâmcılar Öyle yapmışlardır.

    Fakat, büyük günah işleyen kimsenin îmânı gider ve küfre girer mi Yani böyle bir kimse müslüman olarak kalır mı, yoksa kâfir mi olur

    Bu sorunun cevabı ise şer´î îmânın mânâ ve hakikati ile ilgilidir. O halde «kebîre» adı verilen büyük günah´ın, işlenen bir amel olarak, şer´î îmân ile olan ilgisini belirtmek gerekir.

    Bu hususu tesbit ve beyan etmeden Önce, büyük günah sahibi hakkında nasıl bir ceza verilecektir, böyle bir suç işleyen Cennete mi, yoksa Cehenneme mi girer sorusunu cevaplandırmak mümkün olmaz. Meselâ şer´î îmân, mutlak, tasdikten veya tasdik ile beraber dil ile ikrardan ibaret ise, büyük günah işleyenin îmândan çıkmayacağı aşikârdır. Çünkü bu esasa göre, amtl, îmândan bir cüz, bir; rükün değildir. Fakat, Mû´tezile ve Haricîlerin zannettiği gibi amel; îmândan bir cüz ise, kebîre sahibinin durumu çok nâziktir.

    Görülüyor ki, bu konudaki ihtilâf ve biraz sonra beyan edece-! ğimiz mezhebler, şer´î îmânın tesbitindeki ana ihtilâftan doğmuş--tur. O halde bu bahsin, «şer´î imân´m mâna ve hakikati» ile sıkı müJ nasebeti vardır ve o ana mes´eleden doğan fer´î bir mes´ele durumundadır. Bu sebeple, bu bölümde beyan edilmesi lüzumlu ve faydalı görülmüştür.

    Din´de îmân esastır. Kalbte îmân olmadan yapılan ibâdetler iyi ve güzel işler Allah katında makbul değildir. Allah´a îmân olmadan, Peygamberlere, Kitablara ve Âhiret´e îmân, dolayısiyle din ve İslâm söz konusu olamaz. Bu bakımdan, îmân mes´elesinin bir akâid ilmi olan Kelâm ilmiyle alâkası çok açıktır. Dolayısiyle, bu ana mes´eleden doğan «kebîre» bahsinin de Kelâm ilmiyle ilgisi açıktık.

    El-Kebîre» denince, genel olarak şu akla gelir :

    Büyük fesada ve kötülüğe sebebiyet veren, dolayısiyle dîneri şiddetli cezayı gerektiren kötü bir suç, büyük bir günahtır.

    Veya Şâri-i Hakîm´in, yani Yüce Allah´ın işleyene ceza vermekle tehdit ettiği kötü suçlar, yahut kebîre (büyük günah) olduğuna dâir hakkında nass (dînî delil) vârid olan şeylerdir.

    işlenen bir suçun, dînen büyük günah sayılıp sayılmıyacağına, sahibi için şiddetli cezayı gerektirip, gerektirmeyeceğine :

    a) O suçu işleyenin Kitab veya Sünnet ile, yani âyet veya hadîsle tehdit edilmesi,

    b) Suçu işleyen kimseye dînen «had cezası» verilmesi (belirli miktarda sopa vurulması),

    c) Ve işleyene lanet okunması gibi hususlar delâlet eder. İşlenen bir suçun büyük günah sayılması ve bu günaha karşine gibi bir ceza verileceği hususu, ancak Şâri-i Hakîm´in bildirdiği dînî nasslarla bilinir.

  2. #2

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Bu sebeple bazıları, büyük günahın bilinmesinde ve adedinin tesbitînde, dînî nasslara (delillere) dayanırlar. Bunların senedi, İbn-i Ömer (R.Anhuma)´nın Peygamberimizden rivayet ettikleri şu hadîstir :

    «Büyük günahlar dokuzdur : Allah´a şirli koşmak, haksız yere adam öldürmek, temiz (afife) bir kadına (veya kıza) kötülük isnat etmek, zina yapmak, düşmana hücum esnasında firar etmek sihirbazlık yetim malım yemek müslüman ana babaya asî olmak, emredilenleri yapmamak ve yasaklan yapmak suretiyle aileye karşı istikâmeti (doğruluğu) terketmektir.»

    Ancak, bu hadîsin râvîlerî arasında ihtilâf vardır. Zira, Ebu Hüreyre (r.a.) Hazretlerinin rivayetinde, kebîre´nin (on) olduğu bildirilmiş ve İbn-i Ömer (R.Anhuma) tarafından nakledilen dokuz büyük günah aynen rivayet edildikten sonra, onuncu olarak «faiz yemek», kebîre´den sayılmıştır. Hz. Ali (k.v.)´nin rivayetlerinde ,ise, kebîrenin (onild) olduğu bildirilmiş, sayılan (on)´a, «hırsızlık» ve «şarap içmek» eklenmiştir

    Bu hadisi esas alanlar, büyük günâhları, hadiste sayılan hususlar olarak tesbit etmişler, onlar dışında büyük günah kabul etmemişlerdir.

    Görüldüğü gibi kebîreyi adet ile sınırlayan üç rivayet vardır! Bu râvilerin her biri, hadis rivayetinde şöhret yapan Sahâbîlerdendir. Şüphesiz her biri Peygamberimiz (s.a.v.)´den işittikleri ve hıfzettikleri gibi naMetmişlerdir.

  3. #3

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Önemli Bir Nokta :

    Yukarıda zikredilen üç rivayette de (Allah´a şirk, yani şerîk koşmak) büyük günahların başında yer almıştır. Allah´a şirk koşmak ise, İslâm´ın getirdiği en önemli bir esas olan «Tevhîd akidesi» ne aykırı olduğu için, açık bir küfürdür. O halde, burada zikredilen «kebîre»´den maksat, küfrü gerektirmeyen büyük günahlardır. Çünkü, küfrü gerektiren «Allah´a şirk koşmanın, büyük günahların en büyüğü olduğunda îslâm âlimleri arasında ittifak vardır. Halbuki, «El - Kebîre» denince ıstılah olarak akla gelen büyük günah´ın, onu işleyen mü´min bir kulu îmân´dan çıkarıp çıkarmıyacağı ve küfre sokup sokmayacağı hususunda Kelâmcılar ihtilâf etmişlerdir. Bu husus, Ehl-i Sünnet ile Mû´tezile arasındaki en önemli ihtilâflardan biridir. (Bu konudaki mezhebreri ve delillerini biraz sonra göreceğiz.)

    O halde, «kebîre» kelimesi, bir karine olmadan (mutlak olarak) zikredilirse, bundan (küfür) anlaşılır. Çünkü, küfür de şüphesiz ki bir günahtır ve bazı hadîslerde bildirildiğine göre ondan daha büyük bir günah da mevcut değildir [8]

    Bahsimize Dönelim :

    Bazıları ise, büyük günahların bilinmesi ve tesbiti hususunda şu külli, genel esasa istinâd etmişlerdir :

    Kebîre : Hadîste zikredilenler ile, fesadı ve kötülüğü onlardan birinin kötülüğü gibi veya daha çok olan şeylerdir.

    Görülüyor ki, bu genel esasa dayananlar, birinciler gibi büyük günahların sayısını muayyen bir adette dondurmamışlar, büyük fesada sebebiyet veren her suçu, kebîre olarak kabul etmişlerdir. Bu kaideye, veya tarife göre; gıybet, koğuculuk, yalancı şahitliği ile, bunlara benzeyen ve hadîste zikredilenler gibi, hattâ bazan daha . fazla fesada yol açan kötü fiiller de, «büyük günahlar»´dan sayılmıştır.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Diğer bir kısım Kelâmcılar kebîre´yi ;

    «Şeriatın, hakkında tehdid edici bir nass, yani korkutucu bir delil (bir vaid) tahsis ettiği her suçtur.» şeklinde tarif etmişler, koydukları genel ve külîî kaidede «şerî bir nass ile tehdid ve tahzir, (yani, dînî bîr delil ile tehdit etme ve korkutma)» esasını kabul etmişlerdir.

    Kelâmcılardan bazıları ise; büyük günahları ne bir adetle, ne de genel bir kural ile kayıtlamıyarak şöyle söylemişlerdir :

    «Kul´un üzerinde ısrar ettiği her günah, kebîredir, tstiğfar ettiği her günah da sağîre (küçük günah)dır.»

    Bu.esasa göre; işlenen her suç, üzerinde ısrar edilirse büyük günah, istiğfar edilirse küçük günah haline gelmekte, büyük ve küçük günahlar birbirlerinden zâtı olarak ayrılmamaktadır.

    Halbuki, yukarda geçen hadîste, bazı büyük günahlar bildirilmiştir. Sonra, istiğfar, tövbe demektir. İşlenen bir büyük günah, istiğfar edilince, küçük günah haline nasıl gelir Belki tövbe ile, günah ne kadar büyük, hattâ küfür de olsa affedilir. Nitekim âyet-i kerîmede bu husus şöyle beyan edilmiştir :

    «Muhakkak ki Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki (günahları) dilediğine affeder.» Yapılan bir çok haklı itirazladan, bn görüşün zayıf olduğu anlaşılmaktadır.

  5. #5

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Bu konuyu söyle özetleyebiliriz :

    1- Kelâmcılardan bazıları hadîse dayanarak, büyük günahları 9, veva 10, veya 12 olarak tahdit ve tesbit etmişlerdir.

    2- Bazıları ise, genel ve küllî kaideye dayanmış ve adedini tesbit etmemişlerdir.

    a) Bu guruptan bir kısmı, işlenen günah üzerine terettüp eden fesadı, i,

    b) Diğer kısmı da, suçu işleyen hakkında tehditkâr bir nassm (korkutucu bir delilin) bulunmasını esas almışlardır.

    3- Bir kısım Keîâmcılar da, kebîre´yi ne adetle, ne de küllî bir kaide üe tahdid ve tesbit etmişlerdir. Bunlara göre her suç, büyük veya küçük günah olmaya müsaittir.

    Bu görüşlerden kabule en çok şayan olanı; «hakkında tehdid edici bir nassın tahsis edilmesi» esasına dayanan görüştür. Çünkü.

    büyük günahların hadîste 9, veya 10 veya 12 olarak sayılması, bu ayardaki diğer suçların büyük günah sayılmamasını gerektirmez. Çünkü; «hadîste sayılanlar, insanlar arasında en çok vâki olması sebebiyle, bu gibi fiilleri işlemekten çektirilmesini ve onlardan uzak kalınmasını hatırlatmak gayesiyle zikredilmiştir.» denebilir. Gerçi bu görüşlerin her birine bazı yönlerden itiraz edilebilir. Belki büyük günahların neler olduğunun açıkça tesbit edilememesi ve bu konuda söz birliğine varılamaması, kulların büyük günahları bilerek, «küçük günahlar affedilir» düşüncesiyle onları işlememesini ve belki bu büyük günahtır korkusuyla, her yasak fiilden titizlikle kaçınmasını temin gayesini gütmektedir. Nitekim, ibâdete teşvik gayesiyle, «Sa-lât-ı Vustâ == orta namaz» ve «Kadir gecesi» bildirilmemiştir. Ancak, hadîste sayılan suçların büyük günahlardan olduğunda şüphe olmadığı gibi, bir suçun çok kötü olduğu ve işleyene şiddetli ceza verileceği hususunda dînî bir nass´ın vârid olması da, o finin, büyük günahlardan olduğuna kesin bir delil teşkil eder. Halbuki işlenen bir suç üzerine terettüp eden fesadı ve buna karşılık olarak Hak Teâlâ´mn vereceği- cezanın miktarını, bir nass (dînî bir delil) mevcut olmadan tesbit etmek çok zor bir iştir.

  6. #6

    Üyelik tarihi
    06.Kasım.2012
    Mesajlar
    2,422
    Konular
    882
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart

    Bu sebeple kebîre´yi : «Şeriatın hakkında tehdit edici bir nass (korkutucu bir delil) tahsis ettiği, veya büyük günah olarak bildirdiği suçlardır.» şeklinde tarif etmek, gerçeğe en yakın olandır

    El-Kebîre Bahsindeki Mezhepler Ve Delilleri

    Büyük günah işleyen bir kimseyi, işlediği, bu günah´ın îmân´-dan çıkarıp çıkarmayacağı hususunda ihtilâf edilmiştir. Bu ihtilâftan ikinci bir ihtilâf doğmuştur. O da, kebîre sahibi, Cehennemide ebediyyen kalır mı kalmaz mı Ehl-i Sünnet´e göre kalmaz. Mû´te-zile´ye ve Havâric´e göre büyük günah işleyen, ebediyyen (sonsuz olarak) Cehennem´de kalır. (Böyle bir görüşün ne kadar mesnetsiz ve Ölçüsüz bir hüküm olduğu, yeri gelince anlaşılacaktır.)

    Yukarda beyan ettiğimiz veçhile, bu ihtilâf, şer´î îmân´ın mânâ ve hakikatmdaki görüş ayrılığından doğmuştur.

    Şimdi bu konudaki mezhepleri ve her birinin görüşünü özetli-yecek, sonra delillerini beyan edeceğiz.

Benzer Konular

  1. Gayba İman
    Konu Sahibi kısmet Forum İman
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 12.Ekim.2014, 16:43
  2. İman Ve Küfür
    Konu Sahibi kısmet Forum İman
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.Ekim.2014, 16:37
  3. Kitaplara İman
    Konu Sahibi kısmet Forum İman
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2014, 14:51
  4. İman Ve İslam
    Konu Sahibi kısmet Forum İman
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2014, 14:32
  5. Samimi İman
    Konu Sahibi kısmet Forum İman
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2014, 14:14

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •