İman zayıflık ve kuvvetçilik du*rumuna göre taklidi ve tahkîkî iman olmak üzere iki kısma ayrılır.
Anadan babadan görme, kulak*tan dolma bilgilerle, işin aslını, özünü, esasım araştırmadan yapı*lan imana "taklidi iman" denir. Böyle bir iman o kadar zayıftır ki, açıkta yanan bir mumun ufak bir rüzgârla sönmesi gibi her an söne*bilir. Şüpheler karşısında çabuk sarsılır, bazen bir şüpheyle söner.
"Tahkîkî iman" ise inandıklarının aslını, esasmı, özünü bilerek, araştırarak iman etmedir. Bu iman o kadar kuvvetlidir ki, en küçük bir sarsıntıya uğramaz. Bu imanın ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn olmak üzere üç
mertebesi vardır.
İlme'l-yakîn mertebesi, öğrenerek kesin bir şekilde iman etmedir. Delillere dayanır, binlerce şüphe gelse yine sarsılmaz.
Ayne'l-yakîn mertebesi, gözle görür gibi inanmadır. Böyle bir iman sahibi kâinatı bir kitap gibi okur. Her şeyde Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-ı Hüsnâ'sının tecellîlerini görür.
Hakka'l-yakîn mertebesi ise, görmeden de öte bizzat yaşama mertebesidir. Böyle bir iman şüpheler ordular şeklinde de gelse sarsılmaz, dimdik ayakta kalır.
Bu mertebelerde terakkî etme, kâinatı bir kitap gibi okutturan imanî eserleri bol bol okumak, tefekkür etmekle mümkün olur.