www.lahutii.com
Yazar ; Ahmed Hulisi

GAYB

1-) ; Kesinlikle algılanması mümkün olamayan...Bilinmesi, kavranılması, tefekkürü kesin olanaksız olan... (Mutlak gayb)

2-) ; Algılama sınırına göre varolan...(İzâfi gayb)

3-) ; "Allah" dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilen...

4-) ; Allah'ın yaratmadıklarının adı...

5-) ; Beş duyu adını verdiğimiz kesitsel algılama araçlarımızla tesbit edemediğimiz âlemler(boyutlar) ve bu âleme (boyuta) ait varlıklar...

6-) ; Algılama aracının kapasitesi dışında kalan, algılayamadığı şey...

GAYB,
BEŞ DUYU İLE TESBİT EDEMEDİĞİMİZ BOYUTLAR
VE O BOYUTA AİT VARLIKLARI ANLATIR

"GAYB" kelimesiyle bizim beş duyu adını verdiğimiz kesitsel algılama araçlarımızla tesbit edemediğimiz âlemler(boyutlar) ve bu âleme (boyuta) ait varlıklar anlatılır...
Beş duyu dediğimiz kesit tesbiti yapan araçlarımızın kapasitesi dışında kalanları algılayamayan beyin, bunların tümünü
"GAYB" olarak nitelendirir... Beş duyu aracılığıyla ile değerlendirilebilenlerin adı ise Din dilinde "şehâdet" âlemidir... Ki bu bizim “madde âlemi” (boyutu) dediğimiz kısımdır.


İKİ TÜRLÜ GAYB VARDIR

1-) ; "GAYB-I MUZAF" = "İzafi-göresel Gayb"
2-) ; "GAYB-I MUTLAK" = "Kesinlikle algılanması mümkün olamayan Gayb"


GÖRESEL GAYB
(İZÂFİ GAYB-MUZAF GAYB)

Göresel algılanamayanlar anlamınadır. Allah’ın dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilir! Ve bu biliş “ALLAH”ın muradı doğrultusunda çok yönlü bilinebilir.

Kabir âlemi, kişinin biyolojik hâlihazır bedenini terketmesinden sonra içinde yaşadığı mezardan geçtiği âlem ya da boyuttur!..
Berzah alemi ise, Nebiler, şehitler ve bazı velilerin halen yaşamakta oldukları ve zaman zaman biraraya gelerek görüştükleri âlemdir...
Mahşer âlemi ise, "kabir aleminde kabuslar içinde veya güzel görüntülerle" yaşamlarını sürdürenler ile; “berzah” aleminde serbest dolaşanların tümünün bir araya geleceği; ve herkesin dünyada yaptıklarının kesin neticelerini görüp alacağı süreçtir!...
Sırat devresi ise, "cehennem" içine çekilmekteki dünya üzerinde bulunan, insanların, "cennetler" ismiyle tanımlanan ortama kaçış olayıdır...
Dünyada iken yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği güç oranında, kişiler, geçiş süreci içinde cehennemin ızdırabını çekerler... Ya da güç yetersizliğinin doğal sonucu olarak, kaçamayıp, sonsuza dek orada kalırlar...
Yahut da, bütün bu aşamalardan geçerek, neticede
“cennet” ismiyle işaret edilen, Allah'ın kendisine bahşetmiş olduğu “hilâfet” özellikleriyle, her istediklerini oluşturacakları mutlu yaşam boyutuna geçerler...
İşte belki de yüzmilyonlarla seneleri kapsayacak böyle bir süreç ve olaylara “gayb” kelimesiyle işaret edilmiştir!...
Diğer taraftan olayın bir başka yönü daha vardır...
İnsan türüne göre gayb başkadır; cin türüne göre gayb başkadır; melek türlerine göre dahi gayb başka başkadır!..
Yani, sadece insana "göre" gayb sözkonusu olmayıp, tüm varlık türlerine göre de "gayb" değişik değişiktir... Ki bu yüzden, bu "gayb" türüne "gaybı muzaf" yani "göresel gayb" derler..

GÖRESEL GAYB, BİRİME GÖRE DEĞİŞİR

Algılama aracının kapasitesi dışında kalan, algılayamadığı şey, o araca göre gaybdır!
Buna
“göresel gayb” da diyebiliriz
Sana göre gayb başkasıdır
Bana göre gayb başkadır
Ötekine göre gayb âlemi başkadır
İnsana göre gayb başkadır
Cine göre gayb başkadır
Meleğe göre gayb başkadır
Bize göre cinler gayb alemdir, ama cinlere göre gayb âlemi değildir. Cinler birbirlerini görürler. Cinlere göre cinler âlemi, şehâdet âlemidir.
İnsana göre de insanların âlemi şehâdet âlemidir...Şâhit olunan yani içinde yaşanılan âlemdir.


GAYB,
ALGILAMA SINIRINA “GÖRE”DİR

Ne eski bir yıl bitiyor…
Ne de yeni bir yıl başlıyor!.
Yalnızca, insanlar
“kurabiye” imalâtına devam ediyorlar
Yaşanan
“an”lar var bilinçte…
Bir de insanların vehimleri; hayâlleri, umutları…
Oysa, oyunun sonu, başından belli senarist ve yakınlarınca!.
Öyle olmasaydı nereden bilebilirdi geleceği, bilenler!.
Gaybın, algılama sınırına göre varolduğunu anlayamayanlara söylenecek ne söz var ki!.
Yeni 1000 yılınız, gerçekleri fark edip de bu boyuttan ayrılmayı nasip etsin…
Psikiyatrinin alanına giren
“Mistik hezeyanlardan” korunanlardan olalım hepimiz.

MADDE ÂLEMİ, BEŞ DUYU VERİLERİYLE
KAYITLANMIŞ BEYNİN VARSAYIM DÜNYASIDIR

Madde âlemi, beş duyu verileriyle kayıtlanmış beynin "varsayım" dünyasıdır... Çünkü gerçekte evren tümüyle bir ışınsal yapıdır ki; her dalgaboyu kesitinden, farklı boyutlar yani âlemler oluşmuş bulunmaktadır...
Farklı dalgaboylarından oluşmuş katmanlardaki varlıkların her bir türüne göre de içinde bulundukları âlem
(boyut) kendi “MADDE” âlemleridir...
Yani "madde âlemi" diye gerçek ve mutlak tek bir "madde âlemi" olmayıp; her boyut varlığının kendi katmanı, onun kendi özel "madde âlemini" oluşturmaktadır...
Bu itibarla,
"ölümötesi" yaşama geçenler dahi, bir tür "madde âlemi" içinde yaşamaktadırlar... Kezâ, "cehennem" ya da "cennetler"; ya da şu an için “cinlerin” kendi boyutları dahi, onların algılamalarını sağlayan duyu araçlarına GÖRE "madde âlemi”dir...
İnsanın bir düşünsel yapısı vardır; bir de bedeni... Düşünsel yanı olan “bilinç” ya da “şuur” hiç bir zaman “bedensiz” kalmaz!... Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan hologromik ışınsal beden olabilir....
Netice itibariyle, insan, sonsuza dek, bir bedenle-bilincin bütünü olarak yaşamına devam eder.
Eski asırlarda, eski asırları günümüzde seslendirenlerde, çağdaş bilgiler olmadığı için gereksiz tartışmalarla uğraşılmıştır... Ölümden sonraki beden, yani kıyâmette(haşr) tüm insanların toplu olarak bir arada bulunacakları safhadaki beden, ya da daha sonraki aşamada yaşanacak hayat, bedenli mi bedensiz mi;
“ruh”la mı, “ruh” artı “madde beden”li mi; gibi çağımız bilimi ışığında hiç bir anlamı olmayan tartışmalar!...
Helikopterin seyahat aracı olduğu ortamda; kağnı arabasının tekerleğinin ceviz mi, gürgen mi; ya da altı ortalı mı, sekiz ortalı mı olmasının tartışılması gibi!... Ya da qurtz teknolojisi kullanılırken, kum saatinin fazilet ve faydalarından sözetmek gibi...
Madde ve maddeötesinin gerçekte, tek bir tümel yapının göresel katmanları olduğunu farkedip kavrayan bir kişi için, bunlardan daha anlamsız soru olamaz!...
Bugünkü algılama aracımıza göre, şu içinde bulunduğumuz katman "madde"dir!... Bu bedenden ayrılıp ışınsal bedene geçtiğimiz anda da, o beden yapımıza GÖRE, o katman "madde olarak algılanacak"tır!...
Durum eğer iyice kavranılırsa, farkedilecektir ki, biz sonsuza dek, nitelikleri birbirinden farklı da olsa, her an "madde" alemleri içinde yaşamımızı sürdüreceğiz!... Bu göresel "madde" alemlerine (boyutlarına) ne isim verilirse verilsin!...
Evet, işte şu ana kadar bahsetmiş olduğum algılayamadığımız boyutlar ve o boyutlara ait tüm varlıklar
"GAYB"ın iki türünden biri olan "GAYB-I MUZAF" sınıfındandır..


İZÂFİ GAYB ALLAH’IN DİLEMESİ VE
TAKDİRİ SONUCU OLARAK BİLİNEBİLİR

"Mutlak Gayb"ın dışındaki "izafi gayb" ise, "ALLAH" dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilir...
Ve bu biliş, "Allah"ın muradı doğrultusunda çok yönlü olabilir...
Gerek kerâmet adı verilen yoldan evliyaullahın "keşif" ve "fetih" sonucu erdikleri; ve gerekse de istidrac yollu gerçekten sapmış kişilerin bildikleri "algılayamadıklarımız" hep bu durum sonucudur...
Öte yandan, "göresel gayb"ın en önemli bölümü, "âhiret" dediğimiz, ölümötesi yaşam boyutudur... Kabir âlemi; berzah âlemi; mahşer âlemi; sırat süreci; cehennem ve cennet yaşamları hep bu "göresel gayb" ismi altında mütalâa edilir...
"GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR, başkası bilmez" denilen gayb, "mutlak gayb"tır!.



GAYBİ MÂNÂLARI
NE ZAMAN ÇÖZMEYE BAŞLAYABİLİRİZ?

Göz boyutundan çıkıp, gözün algılama kapasitesini aşıp da, bilimsel ve düşünsel olarak yaklaşabilirsek..
Varlık âleminin; algılayamadığımız alt boyutlarında, santimetrenin milyarda biri kadarlık dalga boylarından, kilometrelerce uzunluğundaki dalga boylarına kadar, sayısız fakat her biri bir mânâ ifade eden dalga boylarından oluşan bir yapı olduğunu farkederiz. Bu yaratılmışlar boyutudur. "Ef`al" âlemidir!
Bunların her biri kendine has mânâlar ihtiva eder. Ve, bu mânâlar, kendilerini algılayacak yapılar tarafından algılanır. Algılayamayacaklar tarafından da "gayb" hükmü ile gizli kalırlar! Bu "mutlak gayb" değil, "muzaf gayb"dır! Yani, "göresel gayb".
Biz, özümüzü ne kadar tanıyabilirsek, ne kadar beş duyu ve beden kaydından soyutlanıp, orijinimizi derinliklerimizde bulup, tanıyıp, değerlendirebilirsek, o oranda varlıktaki gaybî mânâları çözmeye başlarız.
Öte yandan bu mânâları gerçekte seyreden ise, biz değil, mutlak varlıktır!
Gerçekte bu seyir, "TEK`in SEYRİ"dir!
Tek bir "an"lık seyirdir bu!
"An"dan sonra an, "dem"den sonra dem vardır sanmayalım!
"An", Tek`tir! "Dem", Tek!
O "an", Tek "dem"! Amma.. Değerlendirebilecek olan "saflaşmış bilinç" noktasında kendimizi bulabilirsek!



AKLIN VE SEZGİNİN SUKÛT ETTİĞİ NOKTA…
"MUTLAK GAYB"

“ALLAH’ın ilmidir!
Hiç bir yaratılmış “ALLAH” ilminde ne vardır, asla bilemez ve bu ilmi kapsayamaz! Kezâ,”ALLAH” Zâtı itibariyle “Mutlak gayb”dır!
Bilinmesi, kavranılması, tefekkürü kesin olanaksızdır! Hiç bir yaratılmış, O “ZÂT”ı algılayamaz! Ancak izhar ettiği mânâlar yollu, “bu mânâları yaratan şu özelliklere sahiptir” denebilir!



GAYB'A İMAN

"İŞTE ONLAR, GAYBA İMAN EDERLER; NAMAZLARINI İKÂME EDERLER; VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN ALLAH İÇİN BAĞIŞTA BULUNURLAR.
VE YİNE ONLAR, SANA NÂZİL OLANA VE SENDEN ÖNCE NÂZİL OLANA İMAN EDERLER; VE ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA İKAN SAHİBİDİRLER..."
Yukarıda anlamını vermeye çalıştığımız âyetlerde görüldüğü üzere "korunmak için" en başta gerekli olan "GAYBA İMAN"dır..



ONLAR GAYBLARININ “MUTLAK GAYB” ODUĞUNA
VE BUNUN ASLA VE KESİNLİKLE
KAPSANAMAYACAĞINA İMAN EDERLER

Ayrıca, "B’ilgayb" ibaresini, "B" sırrına dayalı bir şekilde anlarsak...
Onlar, gayblarında bulunan "hilâfet" sırrını oluşturan "Allah" isimlerinin işaret ettiği biçimde, gayblarının, "Gaybı Mutlak" olduğuna; bunun asla ve kesinlikle kapsanamayacağına ve kavranamayacağına iman ederler...



“MUTLAK GAYB”I ANCAK ALLAH BİLİR

"GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR, başkası bilmez" denilen gayb, "mutlak gayb"tır!...
"Mutlak Gayb"ın dışındaki "izâfi gayb" ise, "ALLAH" dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilir...
Ve bu biliş, "Allah"ın muradı doğrultusunda çok yönlü olabilir...



İNSANIN GAYBI İLE KÂİNATTA VAROLAN
HER NESNENİN GAYBI, AYNI ASILDAN GELEN
AYNI ÖZDEN GELEN AYNI GAYBDIR!
”GAYBI İLÂHİ”DİR

“Yuminune bilgaybı-gayblerine iman ederler”
“gayblerine iman etmek” derken, bir önemli hususa burada esasında işaret ediliyor;
Rastgele bir gayba değil; ötedeki bir gayba değil...
GAYBLARINA!
Baştaki o B harfi, “Gayblarına” anlamına getirtiyor “gayb” kelimesini..
Çünkü insanın gaybı ile kâinatta varolan her nesnenin gaybı, aynı asıldan gelen, aynı özden gelen aynı gaybdır. Bu da, “gaybı ilahi”dir!
Ama bir insanın bu dünyada doğup büyümesi yetişmesi sırasında aldığı çeşitli yanlış bilgiler, şartlanmalar, içinde bulunduğu perdelilik hali, onu herşeyden ayrı mustakil bir varlıkmış gibi bilgiyle donatır ve dolayısıyla kişi “ben” dediği zaman şu etten kemikten meydana gelmiş bedeni düşünür ve Allah’ı da bu bedenin ötesinde bir yerde varolan adeta bir tanrı gibi tahayyül eder.
İşte bu tahayyülü, bu varsaymayı, bu zannı ortadan kaldırmak için zaten gelmiştir Kuran; gelmiştir Hz.Rasûlullah aleyhisselatü ve sellem
Çünkü insanın mutlak mânâda varedicisi, Allahû Azimüşcandır!
Çünkü insan, ilâhi esmânın yani Allah’ın isimlerinin mânâlarının bir terkibinden başka birşey değildir. Ki bunu ileride "yeryüzünde bir halife yaratacağım" şeklindeki Cenâb-ı Hakk’ın beyanından anlıyoruz.
İşte Hz.Rasûlullah, bu “gaybi hakikat”i insana bildiriyor
Yani sen et kemikten ibaret yarın öbürgün toprağa girince yok olacak bir varlık değilsin. Senin varlığın, Allah’ın zâtıyla kaim olan bir varlıktır hükmünü bildiriyor
Buna o kendini korumak isteyenler, daha sistemi çözememiş bir halde iken dahi inanırlar; bunu kabul ederler… Bu gerçeği kabul ederler ve ona göre de yaşantılarını düzenlerler.
Yaşantılarını, bedenlerinin istek ve arzuları, içgüdüleri, dürtüleri istikametinde yaşatmayıp; bu henüz çözemedikleri idrak edemedikleri hakikate iman yoluyla sarılarak, o imanın gerektirdiği bir biçimde davranışlar ortaya koymak suretiyle bir yaşama girerler.