İnsan zihni, akıllıca işlenebilen ya da yabani otların insafına terk edilen bir bahçeye benzetilebilir, ister işlensin, ister ihmal edilsin, bu bahçenin bir mahsulü olacaktır. Bu bahçeye eğer işe yaramayan tohumlar ekerseniz, işe yaramayan yabani otlar etrafı saracak ve bunlar da yeni tohumlarıyla kendi türünü çoğaltmaya devam edecektir. Yaşamda da tıpkı bir bahçıvan gibi olmalıyız, değil mi?
Bir bahçıvan ne yapar? Bahçeyi, yabani otlardan temizler ve istediği çiçek ve meyveleri yetiştirmek için toprağı işler. İşte, insan da zihin bahçesinden tüm yanlış, gereksiz ve kötü düşünceleri ayıklamalı; mükemmelliğe ulaşmak için, doğru, faydalı ve temiz düşüncelerin çiçeklerini ve meyvelerini yetiştirmelidir. Böylece, bu süreci izleyerek, er ya da geç, ruhunun baş bahçıvanı ve hayatının yöneticisi olduğunu keşfedecektir. Aynı zamanda kendi içindeki düşünce hatalarını açığa çıkartıp, düşüncenin ve zihinsel unsurların, karakterin ve kaderin şekillendirilmesinde, doğrusal olarak nasıl etkin olduğunu anlayacaktır.


Düşüncenize dikkat edin!

Düşünce ve karakter aslında birdir. Karakteri çevre ve koşullar ortaya çıkarır. Bu bakımdan, bir kişinin hayatının dış koşulları, her zaman, iç durumuyla uyumlu bir şekilde bağlantılı olacaktır. Tabii ki bu, bir insanın herhangi bir zamanda yaşadığı koşulların tümünün karakterinin bir göstergesi olduğu anlamına gelmez. Ancak bu koşullar, o insanın içindeki hayati düşünce unsuru ile o kadar yakından bağlantılıdır ki vazgeçilmezler.
Her insan, varoluşunun kuralları ile bulunduğu yere gelmiştir. Bu kurallardan en önemlisi ise düşüncedir. Karakteri içinde inşa ettiği düşünceleri, onu o duruma getirmiştir; tesadüf ya da şans değil! Bunlar, değişmez kuralların sonucudur ve bu durum, çevrelerindeki şartlardan memnun olanlar kadar, kendilerini “uyumsuz” hissedenler için de geçerlidir.


İnsan gelişmeyi öğrenen bir varlık!
İnsan gelişmeyi öğrenen, öğrendikçe ilerleyen ve gelişen bir varlıktır. Herhangi bir koşulun kendisi için içerdiği ruhsal dersi öğrendikçe, bu koşul öğrenilmiş olur ve yerini başka koşullara bırakır, insan, düşünce gücünü göz ardı ederek, davranışlarını dış koşulların yarattığına inandığı sürece koşullardan darbe alır. Fakat kendisinde yapıcı bir güç bulunduğunu ve bu güçle o gizli toprağına ve tohumlarına hakim olabileceğini fark ettiği zaman, kendisinin efendisi olmaya hak kazanacaktır.
Kendi kendini kontrol etme becerisi kazanmış ve kendini düşüncesindeki ayrık otlarından arındırmış herhangi bir kişi, koşulların düşünceden kaynaklandığını bilir. Çünkü koşullardaki değişimin, kendi zihinsel değişimiyle doğru orantılı olduğunu fark etmiştir. Bu o kadar gerçektir ki, bir kişi azimli şekilde, karakterindeki kusurları düzeltmeye çaba gösterirse, hızlı ve belirgin bir ilerleme kaydederek, hızla birbirini izleyen diğer değişikliklerden de geçecektir.


Ruhunuzu anlayın!
Ruh, gizlediğini, barındırdığını, sevdiğini ve korktuğunu çeker. Ruh, sevilen arzularının yüksekliğine erişebildiği gibi, olumsuz isteklerinin seviyesine düşebilir de. Çünkü koşullar, ruhun kendine ait olanı aldığı aracılardır. Zihne ekilen ve orada köklenmesine izin verilen her düşünce tohumu, kendi üretimini yaparak, er ya da geç, eyleme dönüşür. Kendi fırsat ve koşul meyvesini verir, iyi düşünceler iyi meyve verir, kötü düşünceler ise kötü meyve.
Dış dünya koşullarımız, kendisini düşüncelerimizin iç dünyasına göre şekillendirir. Hem hoş ve hem de nahoş olan dış şartlar, bireyin iyiliğini sağlayan etkenlerdir. Kendi hasadını yapabilen insan, hem acı çekmeyi hem de mutluluğu o zaman öğrenir.
Hakim olmasına izin verdiği en derin isteklerini, arzularını ve düşünceleri izleyen insan (kötü düşüncelerin aldatmalarının peşinde koşarak ya da güçlü ve büyük çabanın yolundan şaşmadan yürüyerek) sonunda hayatının dış koşullarında takip ettiği düşüncelerinin gerçekleşmesine ve meyve vermesi seviyesine ulaşır.


Ne olmak istiyorsanız, mutlaka o olursunuz!
Gelişme ve uyum yasaları her yerde geçerlidir. Bir insan sefil bir duruma nasıl düşebilir? Söyleyeyim: Bu insanlar talihin veya koşulların zalimliği yüzünden değil, aşağılık düşüncelerin ve adi isteklerin yolunu izleyerek sefil duruma düşmüşlerdir. Temiz düşünceli bir insan, aniden, herhangi bir dış kuvvetin zorlamasıyla suç işlemez. Suç düşüncesi yürekte gizlice gelişmekte ve fırsat saatinin gelmesi onun birikmiş gücünü açığa çıkartmaktadır. Koşullar insanın karakterlerini oluşturmaz; koşullar karakteri açığa çıkartır. İnsanı kötü eğilimler olmadan kötülüğe ve ona eşlik eden acılara; ya da erdemli arzular sürekli olarak yeşertilmeden erdeme ve onun saf mutluluğuna götüren hiçbir koşul yoktur. Dolayısıyla insan, kendi düşüncesinin sahibi ve efendisi; hayat gemisinin dümencisi, kendisinin yapımcısı, ustabaşısı, çevresinin biçimlendiricisi ve kendi hayat hikayesinin yazarıdır. Doğumla birlikte ruh, kendisini her basamağında açığa çıkartan, kendi temizliğinin ve kötülüğünün, gücünün ve güçsüzlüğünün yansımaları olan durumların bileşimini kendine çekerek dünya yolculuğuna başlar. İnsanlar istedikleri şeyi değil, oldukları şeyi kendilerine çekerler. Kaprisleri, arzuları ve tutkuları her adımda engellenebilir. Ancak en derin düşünceleri ve istekleri, ister kirli ister temiz olsun, kendi besinleriyle beslenir. İnsana yalnızca kendisi kelepçe vurur. Düşünce ve eylem kaderin gardiyanlarıdır. En alt seviyedeki düşünceleri kötü oldukları için hapsederler. Düşünce ve eylem aynı zamanda da özgürlüğün melekleridir ve asil seviyedeki düşünceleri asil oldukları için özgür bırakırlar.


Sonuç:
İstediğinizi değil, hak ettiğinizi bulursunuz!
Bir insan istediği ve elde etmek için dua ettiği şeyi değil, adil şekilde hak ettiği şeyi elde eder. İstekleri ve duaları, ancak düşünceleri ve eylemleriyle uyumlu oldukları zaman yerine getirilir ve cevaplanır. Bu doğrultuda hiçbir şeyde olmadığı kadar mutlak bir gerçek vardır ki,

“İnsan aradığını bulur ve çaldığı hiçbir kapı yüzüne kapanmaz”

Bir insan bilgi tapınağının kapısından ancak sabır, çalışma ve bitmeyen bir ısrarla girebili
r


Kaynak: James Allen, 'Düşüncenin Gücü'