Kişisel gelişim anne karnında başlar”
09.02.2010

Yaşlara göre kişisel gelişim süreçlerini anne karnından başlayarak değerlendiren Kişisel Gelişim Uzmanı Abdullah Canıtez, anne ve babanın, yaşamsal tercihlerin kimlik değişimine etkileri konusunda bilgi verdi.
Kişisel gelişimin anne karnında başlayıp annenin duygularının, hatta korkularının çocuk tarafından kaydedildiğini ifade eden Kişisel Gelişim Uzmanı Abdullah Canıtez, bu noktada annenin eylemleri konusunda dikkatli olması ve hayata pozitif bakması gerektiğini söyledi. Anne ve babanın rol-model örneklerinin önemli kararlar alınma aşamasında etkilerinin bulunduğunu da vurgulayan Canıtez, “Kişisel gelişim anne karnında başlar ve kişinin gelişim evreleri ile devam eder. Bu 9 ay 10 günlük süreç içerisinde annenin duygu ve düşüncelerini, korkularını çocuk kaydedebiliyor. Bu sebeple kişilerin korkuları genellikle anne karnında oluşur. Bu anne karnındaki süreç eğitimin ilk başladığı süreçtir. Çocuk annenin korkusunu alabilir, bu korkuyu hayat boyu yaşayabilir. Bu noktada annenin çok dikkatli olması gerekir ve olumlu telkinlerle sorunların üstesinden gelebilmelidir. Daha çok olumluluk durumuna meyilli olması gerekir. Doğumla gelen problemler de vardır. Doğumda sıkıntı ve zorlu doğum çocuğun problemli gelişmesine de sebep olabilir. 0-5 yaş arasında kişisel gelişim başta anne olmak üzere ailenin elindedir. Anne, babanın tavırları ve tutumları, aralarındaki diyaloglar, tartışmalar ilerde çocuğun sorunlu bir kişilik edinmesine sebep olur” dedi.

Canıtez, “Örneğin kavga ortamında büyüyen bir çocuk 30-40 yaşına geldiğinde evlenmeme kararı alabiliyor. Daha sonraki dönemlerde 11 yaşa kadar bilinçaltının kalıpları oturuyor. Bilinçaltı denen imge 11 yaşını geçmez. O ne öğrendiyse ona göre hareket eder, ne kadar davranışları değiştirirsek değiştirelim edinilen düşünce ve psikoloji gelecekteki kişiliğimize yön veriyor. Daha sonraki evrelerde kişide kimlik oluşumu 25 yaşında gerçekleşir. 25 yaşına gelindiğinde değişim durur. 25 yaşından sonra kişinin kimliğinin değişmesi için başına çok büyük bir olay gelmesi gerekir. Bunlar felaketler, kazalar ve ölümler olabilir. Bunun dışındaki sebeplerde genellikle kişilik değişmiyor, çünkü kimlik oturmuş oluyor” diye konuştu.

“KOŞULSUZ SEVİN”
Ailelerin çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmasının çocuğun kişisel gelişiminde olumsuz bir durum yaratacağını söyleyen Canıtez, ebeveynlere ‘şartlı sevgi’ yerine ‘koşulsuz sevgi’ ile çocuklarını yetiştirmelerini tavsiye etti. Korku kültürüne de değinen Canıtez, dinsel kavramlarda sıkça yer verilen ‘korku kültürü’ yerine ‘sevgi kültürü’ne geçiş yapılması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kendi kimliklerini reddeden bireylerle dolu olduğunu da hatırlatan Canıtez, şöyle konuştu:

“Çocukların en çok maruz kaldıkları olay kendileri olamamaktır. ‘Kendim olmazsam güvende olmam’ düşüncesi ile babanın ve annenin örnek gösterdiği kişiler örnek alınabiliyor. ‘Falancanın çocuğu şöyle, sende öyle ol’ tarzındaki ifadelerle karşılaşan çocuk kendisi olamıyor. Başkası gibi olma savaşına giren kişi kendi benliğini kaybediyor. Kişinin verebileceği en büyük mücadele kendin olma mücadelesidir. Baskınlığın ve kendin olamamanın en yaygın görüldüğü eğitim ‘dini eğitim’dir. Çocuğu aşırı cezalandırıcı Tanrı anlayışı verilirse ilerde korku içerisinde, korku kültürünün hâkim olduğu bir çocuk yetişir. Burada korku kültüründen sevgi kültürüne geçiş yapmak lazım. Mesela çocukları eğitirken onları kendi olmaları için yetiştirmek ve yetenekleri doğrultusunda eğitim vermek gerekir. Güvende kalmak için modeller elde edilir ve öyle olmaya çalışılır. Kişi annenin veya babanın istediği gibi bir birey haline gelebilme çabası ile farklı kimliklere bürünebilir. Kız çocuğu evde erkek çocuğunun daha değerli olduğunu görürse evde erkek çocuk gibi davranmaya başlar. Bu genelde Türkiye’de çok sık görülen bir durumdur. Fakat bu tür bireyler kendi kimliklerini reddettikleri için problem yaşayacaklardır. Hayatın çok zor olduğuna dair fikir ve düşünceler duyarsınız. Erkeklerde problemler genellikle çocuğun kıyaslanması ile oluyor.”

“KOŞULSUZ SEVGİ İLE ÇOCUKLARINIZA YAKLAŞIN”
Ailelerin çocuklarını başka bireyler ile kıyaslamalarının kişilik gelişiminde önemli bir engel olduğunu ifade eden Canıtez, 0-11 yaş arası alınan her mesajın bireyde hipnotik etki yaptığına dikkat çekti. Toplumda iyi yerlere gelememiş kişilerin çocuklarına baskı yaptığını da sözlerine ekleyen Canıtez, ebeveynlere şartlı sevgi yerine koşulsuz sevgi ile çocuklarına yaklaşmalarını tavsiye etti. Koşulsuz sevgi düşüncesinin bireyi daha başarılı kılacağını sözlerine ekleyen Canıtez, “Ebeveynler bu süreçte de kendi beklentilerini çocuklarına yükledikleri için bireyin kimlik gelişimini engellemiş oluyorlar. Bir insan kendi olursa, kendisini çok rahat ifade ederse başarılı bir birey haline gelebilir. Anne ve babaların sergilediği şartlı ‘eğer’ sevgisi; ‘eğer şöyle olursan seni severim’, ‘eğer benim istediğim gibi bir çocuk olursan seni severim’ cümleleri şartlı sevgi içerir. Bunun yerine ‘rağmen’ sevgisi; ‘benim istediğim gibi olsan da olmasan da her şeye rağmen seni sevmeye devam edeceğim’ ifadelerine yer verilmeli, çocuğa koşulsuz sevgi aşılanmalıdır. Yaradan’la olan ilişkilerde de koşulsuz sevginin olduğu unutulmamalıdır. Yaradan’ın kulunu koşulsuz sevdiği de unutulmamalıdır. Bu düşünce aşılanırsa çocuklara daha iyi yerlere gelir ve çok başarılı olurlar” ifadelerini kullandı.

BAĞIMLILIK DEĞİL BAĞLILIK
Başkalarını rol-model almadan bireyler ilgiler ve yetenekler doğrultusunda hareket edilmesi gerektiğini savunan Canıtez, 25’ten sonra değişimin daha zorlu hale geleceğini söyledi. Farklı beklentiler doğrultusunda hareket eden çocuklarda anne ve baba ile olan ilişkilerde çocuk yeteri kadar istediklerini elde edemediyse, anne babanın model alınıp özdeşleştirmek yerine onlara bağlı bireyler halinde yaşama devam edilmesi gerektiğini söyleyen Canıtez, şunları kaydetti:

“Bir başkasının hedefini gerçekleştiremezsin. Bu sebeple çocuk kendi doğrularını bulup ona göre hareket etmelidir. Buna uygun ortam sağlanmalı, yetenekleri ve başarıları doğrultusunda birey yönlendirilmelidir. Günümüzde farklı testler ile kişilerin yetenekleri öğrenilebiliyor. Yetenek ve çoklu zekâ testleri ile çocukların yetenekleri belirlenebiliyor. Çocuğun yetenekleri, ilgi ve zevkleri yok sayılmalıdır. 25’den sonra kişisel gelişim tetkikleri ve başarı dergileri okumak, başarılı insanlarla diyalog halinde olmak bu yaş dilimde değişim için önemli bir süreçtir. 25 yaş üstü bireylerin buraya geldiklerinde kendi olamadıklarını gözlemliyoruz. Hep başkasını rol-model alıp, hep başkalarının hedefleri doğrultusunda hareket eden kişiler ailelerine, akrabalarına hizmet etmiş, kendi olamamış insan kalıbına girmişler. Birisi yıllardır hiç kendisini düşünmemiş, birisi egoları yüzünden çok şeyleri kaybetmiş kişilerden oluşuyor. Bunun ortasının olması gerekir. Farklı beklentiler doğrultusunda hareket eden çocuklarda anne ve baba ile olan ilişkilerde çocuk yeteri kadar istediklerini elde edemediyse, anne babayı kendine model alır, bu noktada anne ve babayla özdeşleşmek, bağımlı olmak yerine bağlı olmak gerekir. O zaman istediğimiz hedef ve hayallere ulaşabiliriz. Veliler çocukları istedikleri şekilde özgür bıraksınlar. Çocukların istekleri doğrultusunda bir yaşam sürmelerine destek olsunlar. Mekanik mi sözel mi sayısal mı bu alanda kişiyi geliştirmek gerekir.”

Abdullah Canıtez