REİKİ’NİN ARKASINDAKİ BİLİM

Tüm Reiki uygulayıcıları, uyguladıkları tedaviler sonrasında gördükleri olağanüstü sonuçlardan bahsedebilir. Ancak herkes bu sonuçların nasıl oluştuğunu tam olarak açıklayamaz.

Reiki terapisinin temelini oluşturan bazı ilkeleri ifade edebilmek ve paylaşabilmek yanlış bilgilendirmenin giderilmesine, anlayışın artmasına, enerji tıbbı ile Batı tıbbı arasındaki perspektifin karşılaştırılmasına ve tedavilere yönelik tarafsızlığın teşvik edilmesine yardımcı olabilir.

Elle enerji terapisinin etkileri fiziksel işlemlerin sonucudur, plasebo etkisinin değil. Bir hasta ya da doktoru, bir tedavinin işe yarayacağına inandığında o inanç, iyi yönde fiziksel bir değişim sağlayabilir. Bu, plasebo etkisi denilen kanıtlanmış bir olaydır ve pek çok kişi Reiki’nin de bu şekilde çalıştığı şeklinde yanlış kanıya sahiptirler. Ancak kanserli fareler üzerinde yapılan olağanüstü bir çalışma, plasebo etkisinin başarılı Reiki sonuçlarının sebebi olmadığını göstermektedir.
Elle enerji çalışması yapan bir şifacıyla bağlantılı olarak birçok kanserde azalma vakasına şahit olduktan sonra, araştırmacı Krinsley D. Bengston, şifa etkisini yeniden nasıl oluşturabileceğini öğrenmek için kendisine çıraklık yaptı. Bengston, enjeksiyondan sonraki 14 ila 27 gün içinde %100 ölüm oranı öngörülen meme kanseri olan 5 deney faresi temin etti. Kuşkucu bir kişi olan Bengston bu farelere 30 gün boyunca günde bir saat tedavi uyguladı. Tümörler “lekeli bir bölge” oluşturdu, daha sonra ülsere dönüştü, içe çöküp kapandı ve fareler normal yaşam sürelerince yaşadılar. Başka şehre gönderilen meme kanserli kontrol grubu farelerin hepsi öngörülen zaman zarfında öldüler.

Sonuçlar o kadar kayda değerdi ki farklı şehirlerde deney, hepsi elle enerji şifası verme konusunda eğitilmiş kuşkucu gönüllülerle üç kere tekrarlandı. Bu üç çalışmada, enerjiyle tedavi edilen farelerin % 87.9’u yaşadı, kontrol grubu farelerin %100’ü öldü. İlaveten dört deneyden ikisinde azalma gösteren fareye kanser enjekte edildi ve önerildiği gibi devam eden, uyarılmış immünolojik (bağışıklık sistemiyle ilgili) bir tepki alınmadı. Doku bilimsel çalışmalar, hastalığın azalmasının tüm etapları boyunca kanser hücrelerinin canlılığını teyit etmiştir.

Bengston, “kesin olmayan sonuçlar, etkinin görülmesi için ellerin konulması gerekmediğini göstermektedir; tedaviye, çoğaltılabilir ve öngörülebilir uyarılmış bir bağışık tepki vardır ve hastalık geçtikten sonra fare aynı kansere bağışıklık kazanmaktadır. ” diye yazmıştır.

Reiki ölçülebilir elektrik ve manyetik özelliklere sahiptir. Enerji tıbbı biliminin önde gelen mercilerinden biri olan Dr. James L. Oschman’ın Tedavi Biliminde Enerji Tıbbı ve İnsan Performansı adlı kitabında belirtiğine göre “Artık çeşitli enerji terapilerinin etkileri hakkında bir dizi mantıklı, test edilebilir ve aksi ispatlanabilir varsayımlarımız bulunmaktadır.” “ölçülmesi en kolay şeyler olduğu ve etkileri hakkında daha çok şey bildiğimiz için elektrik ve manyetik enerjilere odaklanıyoruz.”

En temel fizik kanunlarından biri olan Ampere Yasası insan vücudunun içinde ve çevresinde bulunan elektrik ve manyetik enerjileri açıklar. Ampere Yasası’na göre elektrik akımları, tel ya da canlı doku olsun iletkenler aracılığıyla aktığında çevresinde manyetik bir alan oluşturur. Kalp ve diğer kaslar, beyin ve diğer organlar dahil canlı doku elektriği ilettiğinden fizik kanunlarına göre vücudun etrafında, biyomanyetik alan denen manyetik bir alan yaratırlar.

Modern manyetobiyoloji bilimi, canlı sistemlerdeki manyetik alanları keşfetmektedir ve bu alanlar manyetometre ve süper iletken kuantum engelleme cihazı (SQUID) gibi aletlerle ölçülebilir.

Özellikle kuantum fiziğin ortaya çıkmasıyla biyomanyetik alanları ölçen aletler gitgide gelişmiştir. Ancak Batı tıbbı, hasta teşhis ve tedavisinde, manyetik rezonans görüntüleme (MRI), kalp pilleri ve defibrilatörler, lazer, manyetik ve elektrikli biyopsiler vb dahil enerji bazlı teknolojileri uzun zamandır kullanmaktadır. Elektrokardiyogram ve elektroensefalogram 1920’lerden beri kullanılmaktadır yani tedavi amacıyla biyomanyetik alanla çalışmak neredeyse yüzyıllık bir tıp uygulamasıdır.
Manyetik alanları titreştirmek doku, kemik ve vücudun diğer bölümlerinin şifalanmasını hızla başlatabilir. 1970’lerde yapılan biyomanyetik araştırma, bazı manyetik alanların, tedaviye direnen kemik kırılmalarında iyileştirme sürecini uyardığını göstermiştir. Kısa süre sonra FDA (Amerika Yiyecek ve İlaç Derneği), kemik tedavisi için kırığın yakınına yerleştirilen tel bobinlerle kemiğe elektrik akımı ileten Titreşen Elektromanyetik Alan Terapisi’ni (PEMF) onaylamıştır. Gerekli frekans aralığı 7 Hz.’dir.

Reiki terapistlerinin elinden gelen titreşen manyetik alanlar, doku onarımını uyarmak için en uygun frekans aralığındadır. Biyolojik olarak insan dokusunu uyaran elektromanyetik frekansların en uygun seviyelerine aşırı derecede alçak frekans (ELF) aralığı denmektedir. Sinir yenilenmesi için saniyede 2 devir (Hz), kemik gelişimi için 7 Hz, bağ tedavisi için 10 Hz ve kılcal damar oluşumu için 15 Hz olarak saptanmıştır.

Dr. John Zimmerman, hastaları üzerinde çalışırken Reiki uygulayıcılarının ve diğer enerji terapistlerinin manyetik alan frekanslarını ölçtü ve hepsinin ellerinden ELF frekansı yaydığını saptamıştı. Bu alanın frekans aralığı 0.3 ila 30 Hz arasındaydı ki bu da sağlıklı doku ve organların frekans aralığıdır. Enerji terapistlerinin ellerinde en çok rastlanan frekans 7 Hz.di ki bu da FDA onaylı kemik gelişiminde kullanılan PEMF ile aynı frekanstır.

“Esas olarak,” diyor Dr. Oschman, “uygulayıcının elinden çıkan elektromanyetik alanlar, yakınında bulunan kişilerin doku ve hücrelerinde akım meydana getirebilirler.” Bununla ilgili detaylı kanıtlar Kalp Matematiği Enstitüsü’nün Dokunuşun Elektriği adlı yayınında belgelenmiştir.

Enerji terapistlerinin beyin dalgaları yeryüzünün manyetik alanı ile senkronizedir. Aşırı düşük frekans (ELF) aralığı, 7.83 Hz olarak tahmin edilen yeryüzünün elektromanyetik tayfı olan Schumann Rezonansı’dır. Bazı bilim insanları buna, canlılar ritmiyle senkronize olduklarında doğal şifa özellikleri oluşturduğunu iddia ettikleri gezegenin ‘diyapazon’u derler.

Senkronizasyon, iki obje ortak titreşim ya da frekans seviyesiyle uyum sağladığında gerçekleşir. Bu tür senkronizasyona, hastaları üzerinde çalışma yaparken enerji şifacıları arasında sıklıkla rastlanmaktadır. Araştırmacı Robert C. Beck, EEG kaydı kullanarak şifa sırasında çeşitli uygulayıcıların beyin dalgası aktivitesini izlemiştir ve hepsinde, alfa konumu olan ortalama 7.8 ila 8.0 Hz beyin dalgası aktivitesi kaydedilmiştir. Aktif terapi boyunca şifacıların beyin dalgalarının safha ve frekans açısından yeryüzünün elektromanyetik tayfıyla senkronize hale geldiği sonucuna varmıştır.

Uygulayıcılar Reiki’yi “evrensel enerji”ye kanallık etmek olarak tanımlarlar. Reiki terapistleri kesinlikle, insan vücuduna en uygun şifa olarak görülen “evrensel frekans”ın iletkenleridir.

Şefkat ve sevme niyeti manyetik alanı büyütür. Kalp, beyninkinden yaklaşık 100 kat daha güçlü olan ve yaklaşık 15 fit atabilme kabiliyetiyle vücutta en büyük elektrik ve manyetik alanı üretir. Kalp Matematiği Enstitüsü’nde araştırma direktörü olan Rollin McCraty, kişinin duygusal hali ile kalbin elektrik sinyallerinin frekans tayfı arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır.

McCraty’ye göre kasıtlı olarak şefkat, sevgi ve takdir hisleri duymak biyomanyetik alanda görülebilen ve vücut hücrelerine fayda sağlayan belli bir elektrokardiyogram frekans tayfı üretmektedir. Bu niyet sürdürüldüğü taktirde frekans, suyun ve hatta DNA yapısında değişimlerin olmasını sağlayacak kadar güçlüdür. Bu sebeple, McCraty, şifacı ne kadar samimi bir sevgi ve şefkat durumuna odaklanırsa enerji çok daha uyumlu olup doku tedavisine çok daha etkili olacağı sonucuna varmıştır.

Bir Reiki sembolünü imgelemek ölçülebilir elektrik ve manyetik alanlar yaratır. Bu, Dr. James Oshman’a göre, kuvvetlendirme denilen yaygın bir psikolojik işlem aracılığıyla oluşur: “Bir sembolün ya da herhangi bir başka objenin göz retinasındaki görüntüsü, optik sinirden beynin optik lobuna yol alan bir elektrik aktivitesi örneği oluşturur. Retinadaki ışık örneği, kafanın arkasındaki kortekste dürtü örneğine dönüşür.”

Beynin kortikal haritası retinal bölgeden yaklaşık 10.000 kat daha büyük olduğundan kuvvetlendirme oluşur. Retina sinirleri diğer pek çok sinirle temasa geçer böylelikle elektrik enerjisi geniş bir alana yayılır. Beyindeki bu sinirsel aktivitenin oluşturduğu elektrik ve manyetik alanlar kafayla sınırlı kalmaz sinir sistemi, bağdokusu ve dolasım sitemi aracılığıyla tüm vücuda yayılır. Yani fiziksel olarak bir sembole bakmak ya da sadece onu imgelemek ölçülebilir elektrik ve manyetik alanları oluşturan sinirsel aktiveye neden olur.

Reiki’yi anlatan basit bir tanım. Tüm bu keşifleri temel alarak Dr. James Oshman bilim temelli basit bir tanım sunmaktadır: “şifa enerjisi, ister tıbbi bir aletten üretilsin ister insan vücudundan yansıtılsın, bir ya da daha fazla dokuyu tedaviyi sağlayan belirli bir frekans ya da bir dizi frekanstır.”

Kaynaklar dahil enerji tıbbıyla ilgili daha detaylı bilgi aşağıda sunulmuştur. Ancak bu genel açıklama, hastaların, meraklı ve şüpheci yaklaşanların Reiki’nin arkasındaki bilimi biraz olsun anlamasına yardımcı olmak için sağlam bir adımdır.

• Enerji Tıbbı: Bilimsel Temel, James L. Oschman
• Tedavi Biliminde Enerji Tıbbı ve İnsan Performansı, James L. Oschman
• Kalbin Şifresi, Paul Pearsall
• Reiki’nin Arkasındaki Bilim: Tedavide Ne Oluyor, Tamisha Sabrina, İngiltere Reiki Federasyonu
• Kalbin Bilimi: İnsan Performansında Kalbin Rolünün Keşfedilmesi, Kalp Matematiği Araştırma Merkezi, Kalp Matematiği Enstitüsü
• Şifa Sırasında Biyoenerji Uygulayıcısı ile Hasta Arasındaki EEG Genişliği, Beyin Haritası ve Eşzamanlılık, Süptil Enerjiler Dergisi, Vol. 1, No. 3, Süptil Enerjiler ve Enerji Tıbbı Çalışmaları Uluslararası Cemiyeti
• Bilim ve İnsan Enerji Alanı, William Lee Rand tarafından röportajı yapılan James L. Oschman, Vision Publications
• Fareye Nakledilmiş Meme Kanserinde “El Sürmenin” Etkileri, Krinsley D. Bengston, Bilim Keşfi Dergisi, 2000;





Sevgilerimle. Berna Özcan Demir