Doğru
Doğru
Sayfa 1 Toplam 6 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 58 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Hazret Sultan Hoca Ahmet Yesevi [ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]

  1. #1
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Hazret Sultan Hoca Ahmet Yesevi [ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]

    Doğru
    Hoca Ahmet Yesevi Türk dünyasının manevi hayatında asırlardır tasarrufu devam eden ve "Pir-i Türkistan", "Hazret-i Türkistan" namı ile anılan büyük bir Türk mutasavvıfıdır. O, kendi adıyla anılan Yeseviyye tarikatının esaslarını belirlemiş ve bugün bütün dünyada büyük bir yaygınlığa sahip Nakşbendiyye tarikatını da çeşitli şekillerde etkilemiş bir mürşid-i kamildir. Ahmet Yesevi’ye atfedilen menkıbeyle karışmış kerametleri Kaşgar'dan Balkanlar'a kadar bütün Türk yurtlarında yayılmıştır. Bugün Kazakistan’ın tarihi ismi Yesi olan ancak Sovyet döneminde Türkistan adı verilen şehrinde yer alan türbesi, bugün de Türkistan’ ın manevi merkezi olarak kabul edilmektedir.

    alıntı
    Konu RaidenRozz tarafından (16.Aralık.2012 Saat 01:46 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    HAYAT HİKAYESİ

    Ahmet Yesevi bugünkü Kazakistan Cumhuriyetinin güneyindeki Çimkent şehri yakınlarında ( 7 km. mesafede) bulunan Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir. Sayram kasabası Ahmet Yesevi’nin küçük bir çocukken geldikten sonra hayatının önemli bir kısmını geçirdiği ve ünlü Türk destanının kahramanı Oğuz Han’ın idare merkezi olduğu bilinen Yesi (=Türkistan) kentine 157 km. kadarlık bir mesafededir. Doğum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında öldüğü şeklindeki bilgiler gözüne alındığında 1093 yılında doğduğu kabul edilebilir.

    Babası Sayram kasabasında yerleşmiş ünlü bir alim olan İbrahim Şeyh, annesi ise Ayşe (Karasaç) Ana olarak bilinmektedir. Kaynaklar İbrahim Şeyh'in Hazret-i Ali (K.V.)'nin oğullarından Muhammed Hanefi‘nin neslinden geldiğini kaydetmektedir. Annesi ve babasına ait türbeler Sayram kasabasında olup bu türbelerin Ahmet Yesevi tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

    Ahmet Yesevi ilk eğitimini kendisi yedi yaşlarında iken vefatına kadar babası İbrahim Şeyh'den almıştır. Ahmet Yesevi’ nin manevi eğitimini aldığı kaynaklar arasında "Arslan Baba" ismi, hem çeşitli menkıbe ve rivayetlerde hem de Ahmet Yesevi'ye ait hikmetlerde ortaklaşa olarak belirtilen bir isim olarak dikkati çeker. Babasının ölümünden sonra Arslan Baba, eğitimini üstlendiği Ahmet Yesevi’nin aynı zamanda manevi babası olmuştur.

    Ahmet Yesevi ile Arslan Baba'nıın karşılaşmasını dile getiren rivayet tarihi gerçekliğin ötesinde içerdiği bazı hususlar itibarıyla dikkate değerdir. Arslan Baba'nın Yesi'ye gelerek daha küçük bir çocuk olan Ahmet'i bulması ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'in emanetini Ahmet'e vermesi, terbiyesiyle meşgul olup irşad etmesi manevi bir işarete dayanıyordu. Arslan Baba, buradaki rivayetde efsanevi bir kimlikle karşımıza çıkarken Yesi yakınlarında bulunan tarihi Otrar şehrinde adına yapılmış bir türbenin mevcudiyeti Arslan Babâ’nın tarihen varlığının delilidir.

    Ahmet Yesevi, Arslan Baba’nın vefatından sonra, daha önceden verdiği işarete uyarak o zaman için Türkistan’ın en önemli İslam merkezi olan Buharâ‘ya gider. Ahmet Yesevi, Semerkand'da devrin önde gelen alim ve mutasavvıfı Şeyh Yusuf Hemedani’ye intisab ederek O'nun irşad ve terbiyesi altına girer. Hikmetlerinden çıkardığımız bir hükümle bu sırada Ahmet Yesevi 27 yaşındadır.

    Nakşbendiyye tarikatının silsilesinde yer alan Yusuf Hemedani, Allah yolunda hizmet için Merv, Buhara, Herat, Semerkand gibi İslam merkezlerini dolaşarak halkı irşada çalışmaktaydı. Tarihi kaynaklarda kaydedildidine göre devrin Selçuklu.Hanı Sultan Sencer , Yusuf Hemedani’ye badlılıdını her vesileyle göstermiştir. Bu badlılık ölümle bile sona ermemiştir; bugün hem Sultan Sencer'in kendi kabri hem de Teyh Yusuf Hemedani’nin kabri halen Türkmenistan sınırlan içinde kalan Merv şehrindedir.

    Olgunluk döneminde Şeyh Yusuf Hemedani gibi bir mürşidin yanında devrin bütün ilimlerinde ilerleyen Ahmet Yesevi de şeyhi gibi İslam’ın zahiri esaslarına uygun hareket etmedi ve tarikatının esaslarını belirlerken İslam’ın hükümlerine ters düşebilecek hususlardan kaçınmadı ihmal etmemiştir. Ahmet Yesevi’nin bu konuda ne denli titizlik gösterdidi dile getirdidi hikmetlerin analizi ile kolayca anlaşılabilir. Ahmet Yesevi, tarikattaki sülük adâbını, İslam’ın zâhir ve batın ilimlerini şeyhi Yusuf Hemedani’den ödrenmiş ve muhtemeldir ki şeyhi ile beraber Türkistan’ın çeşitli yerlerini dolaşmıştır.

    Ahmet Yesevi, şeyhi Yusuf Hemedani’nin ölümünden sonra dergahın sorumluludunu üstlenen üçüncü halef olarak bir süre Buharâ da hizmete devam eder. Bunu belirten kaynaklardan birisinde "Yusuf Hemedani’nin üçüncü halefi Hoca Ahmet Yesevi’dir ki, keramet ve hârikulade haller âdetlerinden idi; her kim halis bir niyetle kendileri ile müşerref olursa Ehlullah'tan olurdu. Nasıl ki "Niyetin koldaşın..." buyururlardı. Kutlu makamları Türkistan’dadır, yüce dergahı çok feyizlidir." ibareleri yer almaktadır. Buhara sufilerine bir süre rehberlikten sonra şeyhi Yusuf Hemedani’nin verdidi bir işarete uyarak irşad makamını Nakşbendiyye tarikatının yıldız isimlerinden Abdülhalık Gücdüvani’ye bırakarak Yesi ye döner ve faaliyetini Yesi merkezli olarak sürdürür.

    Ahmet Yesevi, Yesi’ye yerleştikten sonra Türkistan’ın her yerinden gelen ve editimini tamamladıktan sonra bütün Türk yurtlarında İslamı teblid ile görevlendirecedi müridlerine İslam’ın zahiri ve batıni ilimlerini ödretir. Rivayetlere göre Ahmet Yesevi dergahında yetiştirildikten sonra Hind kıtasından İdil boylarına , Çin seddinden Tuna kenarlarına kadar uzanan geniş bir codrafyaya teblid ve irşad göreviyle gönderdidi dervişlerinin sayısı doksandokuz bindir. Bu doksandokuz bin rakamı , sayı olarak tam tamına olmasa bile çokludu ifade etmesi yönünden gerçede işaret eder.

    Hoca Ahmet Yesevi’nin eserlerinde halkı şüphelere düşürecek, itikadları sarsacak özel imgelere, imalara rastlanmaz. Şeriat hükümlerine karşı bazen dikkatsizce hareket eden, cezbesi galip büyük bir kısım sofilerden sadır olan ve onların zahir alimleri tarafından suçlanmasına yol açan fikir ve ibareler bu büyük Türk şeyhinin eserlerinde hemen yok gibidir. Çevresinde İslamla yeni tanışmış ancak çok güçlü olarak badlanmış saf inançlı Türkler toplandıdından Ahmet Yesevi, Arapçayı ve Fars edebiyatını çok iyi bildidi halde, uzlete çekildidi çilehanesinde çevresinde halkalananlara onların kolayca anlayabilecekleri Türk dili ile hitab etmeyi tercih etti. Tarikatını süluk adabını Arapça ve Farsça bilmeyen Türk dervişlerine anlatmak için de, Türklerin halk edebiyatından alınmış şekillerle hikmetler söyledi; bu şiirler daha sonra özgün bir isim olarak "hikmet" adı ile tanınıp "Divan-ı Hikmet" adı verilen kitaplarda bir araya getirilecekti.

    İbadetle dolu hayatının boş kalan vakitlerinde ise tahtadan kaşık ve kepçe yontup, onları satarak geçimini sağlıyordu.

    Ahmet Yesevi’ nin sünnet-i nebeviye olan bağlılığının derecesini gözler önüne seren bir rivayete göre Ahmet Yesevi, Yesi de altmışüç yaşına geldiğinde dergahının avlusuna açılan bir merdiven ve buna bağlı bir dehlizle ulaşılan, halvethane olarak kullandığı bir yer altı mescidi yaptırmış ve vefatına kadar bu mescidde ibadet ve riyazet ile meşgul olmuştur. Ahmet Yesevi’ nin yer altında uzun süren bir halveti yaşadığı hücresinin kalıntıları bugün de muhafaza edilmektedir.

    Ahmet Yesevi, hikmetlerinin birçoğunda bu uzlete çekilmesinin sebebi olarak Hz. Muhammed (S.A.V.)'in altmışüç yaşında vefat ederek yer altına girişini ve bu yüzden kendisinin de yer üstünde Peygamberimiz (S.A.V.)'den daha fazla gezmekten haya etmesini göstermektedir. "Divan-ı Hikmet"te Ahmet Yesevi’ nin yer altında uzlete çekilişini ve uzlet hayatı esnasında yaşadığı manevi halleri anlatan hikmetler önemli bir yere sahiptir. Esasen Divan- Hikmet’ten anlaşıldığına göre hikmetlerinin büyük bir kısmı da ilahi ilham ile bu mekanda Ahmet Yesevi’nin dilinden dökülmüş ve yanındaki dervişler tarafından kağıd üzerine tesbit edilmiştir.

    Bu uzlet hayatının ne kadar sürdüğü belli değildir; fakat vefat tarihi olarak kabul edilen 1166 yılına kadar yaklaşık 10 yıl süreyle ahiret ehli biri gibi yeraltındaki çilehanesinde uzletini sürdürdüğü ve 73 yaşında vefat ettiği sanılmaktadır.
    Konu Demir tarafından (29.Kasım.2012 Saat 12:26 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    HİKMET-1

    Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip

    Taleb edenlere inci, cevher saçtım ben işte.

    Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup

    "İkinci defter" sözlerini açtım ben işte.

  4. #4
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Sözü söyledim, her kim olsa cemale talip

    Canı cana bağlayıp, damarı ekleyip,

    Garip, yetim, fakirlerin gönlünû okşayıp

    Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte.

    Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol

    Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol

    Mahşer günü dergahına yakın ol

    Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.

  5. #5
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu

    O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü

    Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu

    Gariplerin izini arayıp indim ben işte.

    Ümmet olsan, gariplere uyar ol

    Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol

    Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol

    Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte.

  6. #6
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Medine’ye Rasul varıp oldu garip

    Gariplikte sıkıntı çekip oldu sevgili

    Cefa çekip Yaradan'a oldu yakın

    Garip olup menzillerden geçtim ben işte.

    Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla

    Mustafa gibi ili gezip yetim ara

    Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir

    Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte.

  7. #7
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi

    Toprak eyleyip "Hazır ol!" deyip boynumu eğdi

    Yağmur gibi melâmetin oku değdi

    Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte.


    Gönlûm katı, dilim acı, özüm zalim

    Kur'an okuyup amel kılmıyor sahte alim

    Garip canımı harcayayım, yoktur malım;

    Haktan korkup ateşe düşmeden piştim ben işte.

  8. #8
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil;

    Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil;

    Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin;

    Kötüyû izleyip iyilerden geçtim ben işte.


    Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden,

    Çoluk-çocuk, ev-barktan tam geçmeden

    Suç ve isyan dûğümünü burada çözmeden

    Şeytan galip, can verirkende şaştım ben işte.

  9. #9
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    İmanıma çengel vurup kıldı gamlı,

    Mürşid-i kamil Hazır ol!" deyip saçtı koku

    Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti kirli

    Allah'a hamd olsun, iman nuru açtım ben işte.


    Mürşid-i kamil hizmetinde gidip yürüdüm;

    Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;

    Yardım etti, Şeytanı kovalayıp sûrdüm;

    Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben işte.

  10. #10
    Yasaklı
    Üyelik tarihi
    23.Kasım.2012
    Mesajlar
    1,803
    Konular
    70
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Garip, fakir, yetimleri sevindiresin;

    Parçalayıp aziz canını eyle kurban;

    Yiyecek bulsan, canın ile misafir

    Hak'tan işitip bu sözleri dedim ben işte.

    Garip, fakir, yetimleri her kim sorar,

    Râzı olur o kulundan Allah.

    Ey habersiz, sen bir sebep, kendisi saklar;

    Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim ben işte.

Benzer Konular

  1. Ahmet Mete Işıkara Hayatını Kaybetti
    Konu Sahibi SOLAK Forum Lahuti Haberler
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 21.Ocak.2013, 20:30
  2. Bir Kadını Tanımak / Ahmet ALTAN
    Konu Sahibi SOLAK Forum Lahutii Edebiyat
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19.Ocak.2013, 20:55
  3. Ahmet Haşim-Merdiven
    Konu Sahibi Demir Forum Lahutii Şiirler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 30.Aralık.2012, 14:27
  4. Hoca Korkarsa :)
    Konu Sahibi wind Forum Lahutii Fıkraları
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 07.Aralık.2012, 17:37
  5. Nasrettin Hoca Cevabı
    Konu Sahibi wind Forum Lahutii Fıkraları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Ekim.2012, 15:08

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •