Doğru
Doğru
Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 21 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Murakabe Nedir Nasıl Yapılır

  1. #1
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart Murakabe Nedir Nasıl Yapılır

    Doğru
    Bil ki, murakabe842 yapanların elde ettiği müşahede hâli, müşahedeye ulaşan kimselerin ilk hâlidir. Şöyle ki: Kim murakabe makamında olursa, o kimse muhabese hâline de sahiptir. Kim müşahede makamında olursa, o, zaten murakabe ehlidir.

    Murakabe ehlinin ilk müşahede ettiği şey şudur: Hak yolcusu kısa da olsa içinde bulunduğu bir vakitte, şu üç şeyden birisiyle meşgul olma durumundadır:

    Bunların birincisi Allah’ın kula farz kıldıklarıdır. Farz da iki kısma ayrılır. Birisi, yapılması emredilenler, diğeri de terk edilmesi istenenlerdir. Bu, haramlardan kaçınmaktır.

    İkincisi, dinen emredilen, teşvik veya tavsiye edilen şeylerdir. Bu, sahibini Allahu Teala’ya yaklaştıran hayırlarda yarışmak, elden gitmeden güzel işlerde koşmaktır.

    Üçüncüsü mubah işlerdir. Bu, bedenin ayakta sıhhatini, kalbin selametini sağlayacak işlerdir. Müminin, bunların dışında harcayacağı dördüncü bir vakti yoktur. Eğer o, dördüncü bir vakti harcayacak işler icat ederse, şüphesiz Allah’ın koyduğu sınırları aşmış olur. Kim de, Allah’ın çizdiği sınırları aşarsa, kendisine zulmetmiş/kötülük yapmış olur. Çünkü o, dinde hoş görülmeyen bir şeyi ortaya çıkarmış olur. Dinde haram bir şey icat eden ise, şüphesiz takva sahiplerinin yolundan ayrılmış demektir. Bu konuda Yüce Allah’ın şu ayetini iyi düşünmek gerekir:

    “İbret almak veya şükretmek isteyen kimseler için, gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur.”843 O halde bu iki vaktin dışında, bilinmeyen başka bir vakit var mıdır? Gece ile gündüz arasında üçüncü bir vakit görebilir misin?

    Ayette geçen “zikir”, iman ve ilimdir. Bu ikisi, kalbin amellerinin bilinmeyenlerini içine alır. Şükür ve amel, imana ve ilmin hükümlerine uygun bir şekilde yapılmalıdır. Bu ikisi bedenin bütün amellerini içine alır. Amel ve şükür konusunda Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    “Ey Davut ailesi, şükür olarak amel edin!”844 “Takva sahibi olunuz ki, şükretmiş olasınız.”845 “Nitekim kendi içinden size, ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitabı, hikmeti ve bilmedikleriniz öğreten bir resûl gönderdik. Öyle ise, siz beni ibadetle anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin. Sakın bana nankörlük etmeyin.”846“Siz şükreder, inanırsanız Allah size niye azap etsin?”847

    Rasulullah (s.a.v) gece ibadetinde kıyamı fazla uzattığından dolayı ayakları şiştiğinde, kendisine neden bu kadar fazla ibadet yaptığı soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben şükreden bir kul olmayayım mı?”848

    Burada görüldüğü gibi, Peygamber (s.a.v) “şükrü”, amel etmek şeklinde tefsir etmiştir. Zaten Yüce Allah, yukarıda geçen ayette amele, şükür ismini vermiştir.

    Bir kulun kullanacağı üçüncü vakit, mubah işlerde kullanacağı vakittir. Bu, diğer ikisine dahildir. Çünkü bu hem onlar için yardımcıdır ve hem de kulun, farzlardaki ve hayırlardaki istikamet hâli bununla gerçekleşir.

    Alimlerden biri şöyle demiştir: “Bizim ibadetler esnasında, kalbimizde oluşan öyle düşünce ve meşguliyetlerimiz var ki, her biri ayrı bir günahtır. Öbür günahlar bunun dışındadır.”
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  2. #2
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Onun için murakabe ehli olan kul, uyanıklık halinde iken, en küçük zaman dilimini bile, muhasebe eder ve o vakit içinde Allah’ın farz kıldığı bir emir veya yasak var mı diye bakar. Ne isteniyorsa hemen yerine getirir. Bunlar yoksa, o zaman vaktini, bir takım faziletli ve hayır işler yaparak değerlendirir. Bunlara en faziletli olanlarından başlar. Eğer bu vakit içinde amellerin en az faziletlisini dahi yapamazsa, bu sefer kendini hesaba çekmeli, o gününü, geçen günden daha iyi yapmaya çalışmalı, içinde bulunduğu zamanı geçen zamandan, ahiretini dünyasından daha iyi yapmaya gayret etmelidir. Nitekim Yüce Mevla, bu konuda şöyle emritmiştir:

    “Dünyadan olan nasibini unutma.”849 Yani dünyadan olan nasibini ve ahiret için olan payını almayı unutma. Bu da, Cenab-ı Hakk’ın sana ihsan ettiği gibi, senin de ihsan etmenle gerçekleşir. Dünyada fitne ve bozgunculuk peşine düşme. Çünkü bunu yaparsan, ahiret nasibini unutmuşsun demektir. O zaman Allah, sevdiklerine müjdelediği o büyük mükafattan seni mahrum bırakır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    “Onlar, Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.”850 Yani onlar, Allah’ı, Allah da onları terketti. Onların Yüce Mevla’dan yüz çevirmesi, O’ndan gelen manevi nasiplerini terk etmeleri demektir. Allah’ın onları terk etmesi ise, ahirette onları nimetinden mahrum etmesidir.

    Bunun için akıllı bir kul, ömrünü ve içinde bulunduğu vaktini, mümkün olduğunca ahireti için değerlendirmelidir. Çünkü o, ahirete kesin olarak inanmaktadır. Akıllı insan vaktini, onda yapılacak olan ibadetlerin en faziletlisini yaparak ihya eder. Çünkü ibadet belirlenen vakitte olmaktadır. Eğer vaktinde yapılmazsa, telafi edilmesi mümkün değildir. Bu, ilminin kendisine gösterdiği amellerin en faziletlisidir. Kul böylece bütün vaktini Mevla’sına tahsis etmiş olur.
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  3. #3
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Diğer taraftan kul, az da olsa her vakit şu iki halden birisinin içinde bulunur: Ya bir nimet içindedir, ya da bir musibet içinde. Nimet hâlinde yapacağı iş şükretmektir. Musibet halinde yapacağı işi ise, sabretmektir.

    Ayrıca kul iki müşahede hâlinden birinin içinde bulunur. Ya nimeti, ya da onu vereni müşahede eder. Aslında kul devamlı olarak bütün mülkün sahibi Yüce Allah’la beraberdir. Zahiren de nimetle içli dışlıdır. O halde, nimet için çalışırken, Rabbine ibadet esnasında kalbi O’nunla huzur hâlini muhafaza etmelidir.

    Murakabe, huzur makamında olmanın bir alametidir. Muhasebe ise, murakabeye götüren bir sebeptir.

    Bu kendini kontrol hâli müminin mubah işleri için harcadığı en küçük vakit diliminde bile olmalıdır. Mümin en azından bunu yapmalıdır. Bu halinde o, ya kendisine nimeti vereni müşahede eder veya nimeti görür. Her vakitte belirlenmiş bir amel vardır. Kul o vakit içindeki nasibini kaçırmamak için uyanık olmalıdır. Mevla’sını zikrederek vakti aleyhine dönmekten kurtarmalıdır. Yahut nimeti düşünür. Öyle ki nimet, ona kendisini ihsan edeni gösterir veya ihsan edene götürür. Böylece bu nimet ahirette kendisine fayda sağlar. Güzel sonuç, takva sahiplerinindir.

    Eğer kul nimet vereni müşahede ederse, hayası onu sekinet içinde olmaya götürür. Vekarı da, ona heybet sahibi olmayı kazandırır. Bu, aslında havas ehline/seçkin kullara mahsus bir durumdur. Onlardan biri, bir nimetle karşılaşırsa onu bütünüyle şükrederek ve ibret alarak değerlendirir. Bu onun için bir ibret ve öğüt vesilesi olur. Bu hal, Allah’ın seçkin kullarının geneline ait bir durumdur. Yüce Allah, birinci makamda olanların sıfatını şu ayetiyle anlattı::
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  4. #4
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    “Her şeyden çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız. O halde, Allah’a koşun.”851

    İkinci makamdakiler hakkında ise şöyle buyurdu:

    “Allah ile beraber başka ilah kabul etmeyiniz.”852

    Yine, başka bir ayette birinci makamda olanlar hakkında, şöyle buyurdu: “De ki: Her şeyin mülkiyeti ve yönetimi kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi kimsenin korumasına ihtiyacı olmayan kimdir?”853
    Diğerleri hakkında da şöyle buyurdu:

    “Rasulüm de ki: Bu dünya ve onda olanlar kime aittir? Allah’a aittir, diyecekler. Öyleyse siz, hiç düşünüp hakkı anlamaz mısınız?”854

    Bize rivayet edilen uzunca bir hadiste, akıllı kimselerin vasıflarından, murakabe ehlinin hâlinden ve vaktin nasıl değerlendirileceğinden bahsedilmektedir. Ebu Zer’rin rivayet ettiği bu hadiste özetle şöyle denmektedir:

    “Bir mümin şu üç şey hariç, vaktini başka şeyle meşgul edemez. Bunlar, âhiret için hazırlanmak, dünyadaki ihtiyaçları için çalışmak ve haram olmayan lezzetlerden nasibini almak..”

    Aynı hadis içinde denilmiştir ki: “Akıllı olana vaktini dörde ayırması gerekir. Bir kısmında, Rabbine münacaatta bulunur. Bir kısmında, nefsini hesaba çeker. Bir kısmında, tefekkür edip Allah’ın yarattığı varlıkları düşünür, ibret alır. Bir kısmında da , yeme-içme gibi günlük ihtiyaçları için çalışır. Bu çalışması diğer vakitlerde yapacağı işleri için bir yardımcıdır.”
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  5. #5
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Yine aynı rivayette, akıllı kimselerin üç güzel vasfı şöyle ifade edilmektedir. “Akıllı kimsenin alametlerinden biri, öncelikle önemli işlerine yönelmesi, dilini muhafaza etmesi ve zamanını iyi tanımasıdır. Bir rivayette, din kardeşlerine ikramda bulunması, zikredilmiştir.855

    İnsan mubah olan vakitlerinde, bir takım olaylar, musibetler ve ihtiyaçlarla yüz yüze gelip onların çözümüyle uğraşmak zorunda kalabilir. Ancak, bunlar meydana gelmeden önce, kendisini gereksiz yere yük altına sokmamalıdır.

    Diğer taraftan mala-mülke bakışta kullar, dört kısma ayrılır. Herkes eşyaya kendi durumuna göre bakıp değerlendirir.
    Bazıları mülke, basiret ve ibret gözüyle bakar. Bunlar kalblerinden perdenin kaldırıldığı gerçek akıl sahipleridir. Onlar, dirayet ve basiret sahibi kimselerdir. Allahu Teala onlara ibret makamını nasip etmiştir. Bu, peygamber varisi olan alimlerin makamıdır.

    Bazıları mülke, rahmet ve hikmet nazarıyla bakar. Bu, havf/ilahi korku ehlinin makamıdır.

    Bazıları mala-mülke nefret ve buğz gözüyle bakar. Bu, zahidlerin/gönlünü dünya sevgisinden çekenlerin makamıdır.

    Bazıları mülke, şehvet ve imrenme gözüyle bakar. Bu helak olacakların makamı ve hâlidir. Çünkü bunlar, dünyalıktan bir şey kaybettiklerinde hasretiyle yanan ve yalnız onun için çalışan dünya uşaklarıdır.

    Mülke, ibret ve hikmet nazarıyla bakanlara, Melik olan Yüce Allah, mülk vererek onları, başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır. Havf ehline, mülke, rahmet nazarıyla bakmak müyesser kılındığından imrenilir. Onlar, Yüce Rabbin bir çok nimetlerine mazhar olurlar. Gönlünü dünya sevgisinden çeken zahide mala-mülke, buğz nazarıyla bakmak nasip olduğundan Yüce Melik, onu malın ve mülkün tasallutundan kurtarır. Ayrıca ona, dünyada az bir mülkü kaybetme karşılığında ahirette büyük bir mal ve sultanlık ihsan eder. Mala ve mülke, imrenme ve hasret nazarıyla bakan kimseler, helak olmaya ve helak edici yollara girmeye müstehak olurlar.
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  6. #6
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Kim, bu sayılan kimselerin huylarından bir huyu veya vasıflarından birini benimser ve üzerinde taşırsa, o sıfatın gereği olan sonuçla karşılaşır. Bu da, ya bir nimetle veya bir azapla yüz yüze gelmektir. Bu sıfatlar kulu tanıtır ve sonunun nereye çıkacağını gösterir. Bunlar, arifler için insanların hangi sıfat ve huyda olduğunu müşahede ettikleri bir takım delil ve şahitlerdir. Çünkü onlarla insanların iç yüzünü tanıma ve hallerine nazar etme imkanını bulurlar.

    Nefsinin arzularına şehvet nazarıyla bakan kimseyi bu bakışı hevaya ve harama iter. Şeytan onu kapar ve heva rüzgarı kendisini haktan uzak yerlere savurur. Yüce Mevla’sına giden yolu tıkar. Bu duruma düşen kul kendisine her şeyden yakın olan Cenab-ı Hakk’a giden yoldan uzaklaşır, o Yüce Sevgilinin huzurunda sıdk ve dostluk makamına ermekten mahrum kalır.856

    Kurb/ilahi yakınlık makamını kaybedenler, şaşkınlık çöllerine, kibir vadilerine, çıkmaz sokaklara ve uzak mekanlara düşerler. Bunlar, ümitsiz, aldanmış, hakka ihanet etmiş, fitneye düşmüş bir halde olurlar. Onların içinde bulundukları gün dünkü günlerinden daha kötü ve yarınları da, bugünlerinden daha şerli olur.

    Bu durumda olanlar için ölüm, yaşamaktan daha hayırlıdır. Çünkü yaşamaları, onları Yüce Sevgiliden daha fazla uzaklaştırır. Onlardan birinin dünyada kalması onu, hak yoldan engeller ve daha fazla kaybetmeye götürür. Nefsinin ona hakim olması, onu hayırda yarışanlardan daima uzak kalmaya ve onlardan ayrılmaya sürükler. Çünkü o, ters bir yolda olup, bu yaşantısı ona ahiretini, bir vakit ve bir eşya gibi kaybettirir. Oysa ömür, bir eşya gibi, bir anda kaybedilecek bir şey değildir. Çünkü o, çeşitli vakit ve zaman birimlerinden meydana gelir. Bundan dolayı Allah onu, hikmet icabı parça parça kullanmak için önümüze koymuştur. Bu kimse eldeki vakitlerini ve günlerini, yavaş yavaş geçirir; bir merdivenden, basamak basamak yürümek gibi, adım adım kötü sonuca doğru gider. Az bir vakit kendisiyle meşgul olurken, vaktinin çoğunda başkasıyla ilgilenip ona bağlanır ve kendisini unutur. Öyle ki, bu konuda boş vakti, meşgul vaktine ve kendisini anması, unutmasına eşit olur. Vakitleri hep bu şekilde geçer. Bazen kendisiyle hiç ilgilenmez. Bazen bir başkasıyla vaktini zayi eder
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  7. #7
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Nihayet kayıplar içerisinde günler geçer ve ömrünü tamamlar. Bu esnada hak ettiği sonuca ulaşsın ve azaba düşsün diye gerçekler, önünde perdelenir. İşin gerçeğini bilmesin, anlamasın diye, kendisine bol bol nimetler verilir. İşin farkına varmasın, aklını zekice kullanamasın diye içinde bulunduğu oyalayıcı afiyetler devam eder. Kötü amelleri devam etsin diye, boş emelleri bir bir önüne serilir. Korku duygusu olmasın diye, ecel endişesi ondan çekip alınır ve önüne ümitle baktığı boş hayallerin kapısı açılır. Bunun yanında ilahi korku kalbinden çekip alınır. Nihayet ölüm, ansızın gelir ve bu kimseler, şaşkınlık ve sapıklık içindeyken, bir anda ruhları kabzedilir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    “Onlar hakkı engellemek için bir tuzak kurdular; Biz de kendilerine hiç farkında olmadıkları bir tuzak kurduk.”857

    Şu ayet de, bu anlattıklarımızı ifade eden manalar taşımaktadır:

    “Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp üzerlerine her şeyin kapısını açtık.”858 Yani, onlara gelen öğütleri ve akibetleriyle ilgili uyarıları bir yana bıraktıklarında, kendilerine bol bol nimetler verdik. Ama onlara şükretmelerini unutturduk. Bunun sonucunda ardarda günah işlemeye devam ettiler. Nihayet, istiğfar etmelerini de unuttular. Ayet şöyle devam ediyor:

    “Nihayet, kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman...”859 Yani, kendilerine verilen dünyalıkla huzur ve sükunet bulunca, ondan hiç ayrılmak istemeyip Allah’ın gazabına uğradıkları bir sırada: “onları aniden yakaladık.”860 Yani onları, ölümü umursamazken bir anda kendilerine hiç fırsat vermeden canlarını aldık. Ayatte geçen “Bağteten” kelimesinin “kırk yaşından sonra” manasına geldiği de söylenmiştir. Diğer ayet şöyledir:

    “Onlar, birden bire bütün ümitlerini yitirdiler.”861 Yani onlar, hayrete düşmüşler, bütün hayırlardan yana ümitsizliğe kapılmışlardır.
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  8. #8
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Bilinmeli ki; bir kulun içinde bulunduğu zamanı, bir öncekinden ve günü, dününden daha kötü olur da, o bu yoldan dönmek ve eksikliklerini telafi etmek istemez ise, onun vakitlerinin ve günlerinin hepsi, kötü bir gün ve kötü bir vakit gibidir. Sonunda bu kimse bütün ömrünü, boşa geçen bir vakit gibi, elden kaçırmış olur. Çünkü bu kimse, hayırlı işleri sonra yaparım diye diye bütün ömrünü bitirmiştir. Sorumluluklarını hep unutmuştur. Oysa onun, vakit ve zaman dilimleri içerisinde kendini eğitip geliştirmesi mümkündü. Ama o şimdi, hesabıyla yüz yüze bulunmaktadır. Zayi etme bakımından, günlerinin hepsi, bir gün gibidir. O, şu ayette bildirilen kimse gibidir:

    “Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş, işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”862 Yani Allah’ın müjde ve azap haberlerine karşı gaflet içinde bulunanlar gibi olmayınız. Perde kaldırıldığında, onun gözleri hayret ve dehşet içinde kalır. Çünkü gafil olduğu şeyi açıkça görmesi ve yaptığı taşkınlıklara karşı duyduğu hasretten dolayı gözleri fal taşı gibi açılmıştır. Yüce Allah bu kimsenin durumu hakkında şöyle buyurmaktadır:

    “Andolsun, sen bundan gaflette idin. Şimdi senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir, denir.”863 Yani senin gözün kötü ve iyi ameline bakışta pek keskindir. Yine amel terazisinin diline bakmada da keskindir. Hangi tarafın ağır basacağına, hangi kefenin hafif geleceğine dikkatle bakar.

    Yine onlar, şu ayette anlatılan kimseler gibidirler:

    “Rasulüm, sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar, bir gafletin içine dalmışlardır.”864
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  9. #9
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Denilmiştir ki onlar, dünya işleriyle meşgul olurken aniden ölüm geliverir; veya onlar, kadınlarla meşgul olurken vefat ederler. Yine onlar, ayette belirtildiği gibi865 nefisleri kendilerini boş temenni ve hayaller ile oyalarken ölüm emri gelir ve onları ahiret için hiç bir hazırlık ve amel yapmadan alıp götürür. Onların hali, tamamen iflas etmiş ve ümitsizliğe düşmüş bir insanı hatırlatır. Nitekim bu kimselerin hâli ayet-i kerime’de şöyle anlatılır:

    “İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöldeki serap gibidir ki, susayan onu, su zanneder. Nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da inanmadığı, kendisinden sakınmadığı yüce Allah’ı bulmuştur. Allah ise, onun hesabını tas tamam görmüştür.”866

    Ebu Muhammed şöyle derdi: “Kul, şu dört özelliği taşımadıkça asla sadıklar derecesine yükselemez:

    1-Farzları sünnetleriyle beraber eda etmek.
    2-Takvaya dikkat ederek helal yemek.
    3-Zahir ve batında haramlardan kaçınmak.
    4-Ölünceye kadar bu hal üzere yaşamaya sabretmek.”

    Hasan-ı Basrî şöyle derdi: “Vallahi, müminin ameli, ölüm gelmedikçe sona ermez. Vallahi sadece bir iki ay, bir iki sene amel işleyip sonra bırakan, mümin değildir. Gerçek mümin, Allah’ın imtihanlarından yana daima korku içinde olan ve devamlı bir şekilde Allah’ın emirlerine uymaya çalışan kimsedir. Kolaylık zamanlarında zorluğu tercih etmek, yakîn içinde bulunarak azmetmek, sabrederek elden gelen gayreti göstermek ve zühd içinde bulunarak ilim öğrenmeye devam etmek müminin en belirgin özelliğidir.”

    Hz. Ömer: “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır dedikten sonra hak yolda dosdoğru yürüyenlerin üzerine melekler iner.”867 ayetini okuduğunda şöyle demiştir: “Bunu insanlar dediler, ama sonra dönüp gittiler. Kim hayatına, Allah’ın emrine göre gizli-açık, kolaylık ve zorlukta hâline istikamet verir, O’nun emir ve yasakları konusunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaz ise, işte istikamet üzere olan bunlardır.”
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


  10. #10
    wind - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Temmuz.2012
    Mesajlar
    11,384
    Konular
    3348
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Bir defasında da: “Onlar, Rableri için hayatlarına istikamet verenlerdir. Yoksa tilkilik edip görevlerinden kaçanlar değillerdir.” demiştir.

    Alimlerden biri şöyle demiştir: “Faziletleri talep etmede, farzları eda etmeden daha büyük bir istekte bulunan kimse yanılmıştır. Kim de kendisini unutup, başkalarının kusurlarıyla meşgul olursa, şüphesiz kendisini aldatmaktadır.”

    Süfyan es-Sevrî ve diğer büyükler şöyle derdi: “İnsanlar ancak usûlü zayi ettiklerinden dolayı, vuslattan/Allah’a ulaşmaktan mahrum kaldılar.”

    Kul için en faziletli olan şey, kendi nefsini tanımak ve içinde bulunduğu hale göre, kendisini ilgilendiren hükümleri bilmektir. Bu kimse, haramlardan kaçındıktan sonra işe, kendisine farz kılınan vazifeleri yapmakla başlar. Ayrıca bütün konularda yolunu aydınlatacak bir ilme ve kendisini nefsin hevasından uzaklaştıracak bir vera ve takva’ya bağlı bulunur.”

    Farzları tam olarak yerine getirmedikten sonra fazilet denilen nafile ibadetlerle meşgul olmaz. Çünkü nafile ibadetler, ancak asıl vazifeleri zayi etmeden yaptıktan sonra sahihtir. Nasıl ki, bir tüccarın kâr etmesi, ana sermayeye sahip olmasından sonra oluyorsa, aynı şekilde bir müslümanın da nafile ibadetleri, ana sermayesi olan farzları güzelce koruduktan sonra mümkündür. Buna göre farzları hakkıyla yerine getirmezse aslında o, faziletlerden uzak, aldanmaya pek yakın demektir.

    Bazen manalarının inceliğinden ve ilimlerinin gizliliğinden dolayı faziletler, farzlarla karışabilir. Bunun bir sonucu olarak kul, bazen nafileleri, farzlardan öne alır ve onlara daha fazla önem verir. Bunun örneklerinden biri şudur:

    Ebu Saîd Rafî b Muallâ bir gün namaz kılıyordu. Bu sırada Rasulullah (s.a.v) onu çağırdı. Ama o, buna cevap vermedi. Çünkü, namaz kılmayı Rasulullah’ın çağrısına icabet etmekten daha faziletli sanıyordu. Namazı bitirip yanına geldiğinde Rasulullah (s.a.v) ona:
    "Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenle arkadaş olma."
    Hz. Muhammed


Benzer Konular

  1. Yumurta Büyüsü Nedir Nasıl Yapılır
    Konu Sahibi Havascı Forum Aşk Muhabbet Büyüleri
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Kasım.2017, 11:42
  2. İtikaf Nedir Nasıl Yapılır
    Konu Sahibi kısmet Forum Lahuti Dini Bilgiler
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 24.Temmuz.2014, 17:52
  3. Suni Teneffüs Nedir Nasıl Yapılır
    Konu Sahibi Elif Forum İlk Yardım
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 02.Ekim.2012, 15:37
  4. Secde Nedir Nasıl Yapılır
    Konu Sahibi wind Forum Secdeler
    Cevap: 10
    Son Mesaj : 17.Eylül.2012, 01:38
  5. Teyemmüm Nedir ve Nasıl Yapılır
    Konu Sahibi wind Forum Lahuti Abdest Konuları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Ağustos.2012, 00:49

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •