“Ey iman edenler! Şu muhakkak ki (Yahudi) bilginlerinin ve (Hristiyan) ra- hiblerinin bir çoğu batıl (sebebler)le insanların mallarını yerler, (Onları) Allah yolundan menederler. Altını ve gümüşü yığıp ve biriktirip de onları Allah yo*lunda harcamayanlar (yok mu?) İşte bunlara pek acıklı bir azabı haber ver. O gün bunlar üzerinde (yakılacak) cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da, o kimselerin almlan böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, “İşte bu (denilecek) nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız. Artık saklayıp, stok ettiğiniz bu nesne*lerin (acısını haydi) tadın!” (Tevbe; 34-35)
Şu ana kadar hep bedeni ibadetlerden bahsettik ki insan belli bir irade ve be*densel güçle bunları yapabiliyordu. Bazı ibadetler vardır ki bunlar ancak eldeki mal ya da para ile yapılabilir. İşte zekât bunlardan biridir.
Zekât bedensel ibadetlerden farklı olarak mal ile yapıldığı halde en başta bireyin kişiliğini olumlu yönde etkiler. Bu etki bütün ibadetlerin özünde vardır.

Zekât verecek kişi paranın, servetin albenisini aşmış, hırs, cimrilik, aç*gözlülük gibi dürtülerden arınmış demektir.
Zekât toplumsal yaşamı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açılardan da etkiler.
Şöyle ki; belli bir mal varlığına ulaşanlar bunu müslüman fakirlerle pay*laşmakla mülkün gerçek sahibinin Allah olduğuna yürekten inandığı ortaya koymuş demektir. Verdiği zekât; dünyaya aldanmadığının, onun yalancı ser*vetine kapılmadığının bir delili gibidir. Her yıl malının kırkta birini paylaş*tığı insanlar, o kişi hakkında güzel duygulardan başka ne besleyebilir? Zekât ibadetini yerine getirilmesiyle malın bir ya da birkaç elde yığılmasının, stok- lanmasının önüne geçilmiş, böylece kitleler arası uçurumlar oluşması önle*nerek toplumun seviyesi düzenli olarak yükseltilmiş olur. Hz. Ömer zama*nında bir dönemde zekât verilecek kimsenin kalmadığı bilinmektedir. Zekâtı açıkça vermek güzel görülmüştür. Çünkü bu zengin olanın fakire acıması de*ğil, bilakis hakkı olanı fakire vermesidir. Bunda riya (gösteriş) olamaz çün*kü bu bir borçtur ve verilmesinden daha doğal birşey yoktur.
İnsanın yaratılışı ahseni takvim (yaratılanların en şereflisi) ile esfele sa*filin (aşağıların aşağısı) gibi iki uç noktada gel-git yapabilecek esnek bir ya*pıya sahiptir. İnsanın yönelişlerini, zafiyetlerini en iyi bilen ve insana ahsen- i takvim olma yolunda emirler ve yasaklar koyan Allah’a (c.c) hamdü sena*lar olsun!